Kitaplar





(Ortak kitap)



Öğretmen, kapısı tel mandallı lojmanda daha güven içindeydi

Doğu’da/Güneydoğu’da öğretmen olmanın her zaman güçlükleri olmuştur; yakın zamana kadar yolun, suyun, elektriğin olmadığı köylerde hiçbir öğretmen telefonla görüşme düşü görmezdi. Kim bilir, aylık mektuplaşmaların yeterli olmadığı kaç sevgililer arası ilişki final aşamasındayken bitmiştir. Bugün, gününde tüketilmediğinde küflendiğini, yenmesinin tehlikeli olduğunu bildiğimiz ekmek, köy öğretmeni için ikinci haftasında bile taze sayılırdı. Şartlar zordu; öğretmen, bu zor koşulları değiştirmeye çabalardı; olmazsa, zor da olsa değiştiremediği koşullarla yaşamasını bilirdi.

Bütün doğal ve maddi imkânsızlıklarına rağmen Doğu’ya giden öğretmen, bölge halkıyla baş edemeyeceği sorunlar yaşamadı. Kapısını telden yaptığı mandalla kapatıp yattığı lojmanında, birgün baskına uğrayacağını hele hele öldürüleceğini aklından hiç geçirmedi. Fakat donarak öldü, köprüsüz çayların sel suyunda boğuldu; dün kendisini kaçıran gencin babasına yardım edeyim derken harman makinesine kapılıp sakat kalan öğretmenler oldu.

Şimdi nerdeyse ulaşım sorunu olan, elektriği, suyu bulunmayan, iletişim sıkıntısı yaşayan köy/kasaba yok gibi; bir köye elektrik götürülmemişse, köy elektriğin olduğu yere getirilmiş; Taşımalı Eğitim denen sistemle öğretmen öğrenciye değil, öğrenci öğretmene ulaştırılır olmuş.  Yani, öğretmenin hayatını zorlaştıran maddi unsurlar ortadan kalkmış gibi… Ne yazık ki bu kez hayatın kendisi risk altında; karşı karşıya bulunduğu durum baş edebileceği, değilse birlikte yaşayabileceği cinsten değil. Savaşın tarafı olarak ateş hattına çekilmek…

Bu ülkede her dönemde öğretmen, elinde kalaşnikofla köyde ise Jandarmanın, kentte ise polisin kapısını zorlayacağı günü hep bekledi. Fakat birgün kapısına, aynı amaçla ve aynı silahla öğrencisinin dayanacağını beklemedi. Sorarım, son zamanlarda Van, Şırnak ve ardından Şanlı Urfa Eğitim Sen şubelerine polisin baskın düzenleyip onlarca öğretmeni hiçbir gerekçe göstermeden karakola götürmesiyle PKK’nin öğretmenleri “dağa” götürmesi arasında ne fark var. İkisi de kaçırma değil mi? Birinin öbürünün “misilleme”si olması, savaşın tarafı olsanız bile bir mesleği, değiştirmeyi düşündüğünüz düzenin aracı diye hedef tahtasına yerleştirmeyi kabul edilebilir kılar mı?

Deniyor ki kaçırılan öğretmenler Kürt olmalarına rağmen anadilinde (Kürtçe) eğitim kararına direnerek ilan edilen bölgesel özerkliğin yerleşmesine hizmet etmiyorlardı. Buna yanıtım şu: Ben de bir zamanlar Kotancı (Ağrı/Diyadin’in Tendüreklerdeki en uzak köylerinden biri)’dan görevli olduğum yatılı okula getirilen  Kürt çocuklarına Türkçe öğrettim. Buna rağmen her zaman anadilinde eğitimi savundum, elimden gelen desteği sundum ve sunmaya devam ediyorum.

Kısacası demek istiyorum ki o meslek, yani öğretmenlik “anadilinde eğitim” için de gerek olacak.

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
1667 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın