Kitaplar





(Ortak kitap)



Eğitim, insanın içindeki vahşeti ıslah edemedi
Kanın gövdeyi götürdüğü böyle zamanlarda özel alan yazısı yazmak zor. İlk sayfada iyi eğitim almış adamların türünü nasıl yok ettiğini gördükten sonra, okuru ta onuncu, onikinci sayfaya götürüp ona ‘insanlar şöyle eğitilmeli’ diyen yazıları okutmak daha da güç. Demez mi adam ‘Eğitim eğitim diyorsunuz da yediden yetmişe herkesi eğitimden geçirdik de ne oldu; bilinen en eğitimli varlık Tanrı dahil herkes birbirinin gırtlağına sarılmış durumda… Geç bunları!’

Haksız değil.

Epey bir eğitim almışız, aldığımız eğitim bizi kağnıdan indirip uçağa bindirdi; uzaya çıkardı. Görüş mesafesi ile sınırlı olan haberleşme imkânını hiçbir zaman göremeyeceğimiz kadar uzaklara götürdü. İnden çıkıp jakuzili malikânelere girdik. Hastalanınca ruh yerine doktor çağırmayı öğrendik; yaş ortalamamızı 25’ten 75’e çıkardık. Beslenmenin kitabını yazdık! Otu, eti, sütü birbirine katıp binbir çeşit yiyecek türettik; daha iyi beslenir olduk. Fakat beynimiz bir türlü kıçımızla aynı oranda büyümedi. Hak, hukuk, adalet, eşitlik, saygı, sevgi, hoşgörü gibi insanı insan yapan değerleri bir adım ileri götüremedik. Aldığımız eğitim sayesinde her şeyi değiştirdik, bir tek kendimizi değiştiremedik; bir türlü içimizdeki vahşeti ıslah edemedik.

Görüyoruz ki okuma yazma oranının artması öldürme güdüsünü ortadan kaldırmamış, sadece öldürme biçimini değiştirmiş. Eğitim düzeyi yükseldikçe daha çok insanı öldürebilen daha yetenekli makineler icat etmişiz o kadar. Taş Devrinde taş, Maden Devrinde metal; oktan ateşli silahlara, oradan da gaz bombalarına geçilmesi Bilim Çağının Orta Çağdan daha medeni olduğunu gösterir mi?

Devletler, yurttaşlarının okuma yazma oranını yükseltmek için büyük çabalar harcamışlar. Beş bin yıllık çabanın sonunda tabeladaki işaretleri okumaktan tablet okumaya evrilmişiz. Fakat okuduğunu anlayan, anladığını kendinde uygulayan insanlar olmaları kimsenin umurunda olmamış. Din kitapları insanları birbirlerine ve doğaya karşı vicdanlı davranmaları gerektiğini söyleyen öğütlerle dolu; bu öğütlere uymayanları cezalandıracak Tanrı’dan söz edilir. Peki sonuç… Aynı öğütle büyüyen iki kişiden birinin diğerinin başını ezerken maymunla aynı tepkiyi vermesini nasıl açıklayacağız.

Fransa okuma yazma oranını en yüksek olduğu bölgeydi (Fransız İhtilali’ni hazırlayan önemli etkenlerden biri de o yıllarda sadece Paris’te günlük gazete satışının 300 bin olmasıydı.), hâlâ da öyle. Fakat buna rağmen Sarkozy gibi bir adamı cumhurbaşkanı yapabildi. İngiltere’ye karşı bağımsızlığını ilan ettiğinde (1776) Amerika’nın okuma yazma oranı (Wikipedia bilgisine göre) yüzde 90’dı; akademik eğitim alanların oranı iki yüz yıl öncesinin okuyup yazanların oranına eriştiğinde Bush’u başkan seçti. Daha bir sürü okumuş katil adı sayabiliriz. Kaddafi’yi başını ezerek öldürenlerin de Libya’nın eğitilmiş yeni elitleri olduğu söyleniyor.

 Demek ki amacı okuma yazma bilme, hesap yapabilme ile sınırlı bir eğitim anlayışı süresi ne olursa olsun o kadar da matah bişey değil. Bundan dolayı bu sayfada, mevcut eğitim sistemlerinin açmazlarına dikkat çekerken biryandan da yeni bir eğitim modeline işaret ediyoruz: İnsanı iş ve hesap makinesi olarak görmeden ona, yaşadığı sürece dünyanın sahibi değil, ortağı olduğunu hissettirecek bir model bu…

***

MEB “Barış Eğitimi” dersi verse barışın hali nice olur

Kemal İnal, bugünkü yazısında okullarda “barış eğitimi” verilmesi için Milli Eğitim Bakanlığına çağırıda bulunuyor. Barışın yaşamsal bir insan tutumu olması gerektiği bir dönemde dikkate alınması gereken bir öneri. Fakat üzülerek belirtmeliyim ki resmi makamlarda karşılık bulmayacak, Kemal’de eminim bunu biliyor. Gayrı resmi olacak ama ilk yanıtı ben vereyim Kemal’e: Boşuna umutlanma! Sisteme egemen olan anlayışın barışa gereksinimi yok ki; barış onun neyine ki eğitimini versin. Savaştan üreyen (Erdoğan’ı başbakan yapan "minareler süngü, kubbeler miğfer/ camiler kışlamız, müminler asker " diyen savaş nidaları değil miydi?), savaştan beslenen bir zihniyetten barışçı olması beklenir mi?

Bilir misiniz, Vatandaşlık ve Demokrasi Eğitimi adında bir ders var ilköğretim okullarında. Bu dersi kim verir, öğrenci kaç saat ders alır? 8. sınıflarda ve haftada bir saat! Peki, bu dersin öğretmeni? Çok, birinci teması “Her İnsan Değerlidir” olan dersi felsefe, mantık, sosyoloji dersi öğretmenleri hariç herkes verebilir; Başbakan gibi demokrasiyi “araç” olarak gören de öğrencilerini önüne katarak antiterör mitingi düzenleyen de… Medya Okuryazarlığı dersi gibi değerlendirme dışı derslerden olduğu için genellikle okul müdürleri ya da ek dersini tamamlamamış öğretmenler girer…

Diyelim ki MEB trende uydu, müfredata Barış Eğitimi adında bir ders ekledi; ne olur biliyor musunuz? İğfal eder ve yaşamadığımız fakat yeri geldikçe andığımız bu kavramı bir daha kullanılamaz hale getirir.
Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
1737 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın