Kitaplar


 

 


(Ortak kitap)
 



    https://www.facebook.com/ozmenu  https://twitter.com/unalozmen

 

Ünal Özmen

 
Gündelik siyasette ilke

İlke, genellikle gündelik siyasette kullanılan ve orada kullanıcısı tarafından ihlal edilen bir kavramdır. Mesela bilim insanları bilimin ilkelerine uyacağım demez, yöntemini söyler anlarsın. Kamu görevlileri de meslek yeminlerinden sonra “ilke” kavramıyla belki hiç karşılaşmaz. Fakat siyasetçi “ilke”siz yapamaz, özellikle seçim dönemlerinde ilke ile yatıp ilke ile kalkarlar. 

Hâlbuki ilke, burjuva siyasetiyle birlikte düşünülecek kavram değildir. Çünkü siyasetçi kavramın üreticisi değil, hoyrat bir tüketicisidir; kullanır atar. Bugün insanlık binlerce yıldan beri ürettiği, yokluğunu kişilik kusuru saydığı ilkelere yabancıysa politikacının onu sakız gibi çiğneyip atmasındandır. Seçim sürecini izliyorsanız ilke tüketiminin arttığını siz de fark etmişsinizdir. Özellikle toplumu aldatmaya çalışan, söz bulamayan, lafın devamını getiremeyen siyasetçinin notunda büyük harflerle yazılıdır İLKE. Tecrübe ile sabittir ki bir siyasetçi ilke kavramını ne kadar kullanıyorsa ona o kadar yabancı ve onu o oranda ihlal edecek demektir. 

İlke ile gündelik siyaset birlikte düşünülemez ise siyasetçinin bu kavramdan alıp veremediği nedir, siyasetçi uymadığı/uyamayacağı kavrama neden bu kadar bağımlı diye sorulabilir. Birincisi hukuk, demokrasi, özgürlük, milliyetçilik, laiklik gibi evirip çevirebileceği sosyal mesaj içermesi; ikincisi, siyasetçinin ihlal ettiği şeyin aynı zamanda onun meşruiyet kaynağı olmasıdır. 

Siyasetçinin meşruiyet kaynağını ihlal etmesi bize paradoks gibi gelse de meşruiyet ihtiyacı onu, pratikte karşılaşmak istemediği hukukun, demokrasinin, cumhuriyetin, insan haklarının, özgürlüğün, milliyetçiliğin, laikliğin, eşitliğin, adaletin ve bilimin ilkelerini kullanmaya sevk eder.  

Somut örnek AKP programından: “Laiklik, devletin tüm dinlere ve inanç gruplarına karşı eşit mesafede durduğu, kimsenin inancından dolayı baskı altında tutulmadığı, hiç bir dini inanışın diğerine hakim kılınmadığı, inanç özgürlüğünün demokrasinin olmazsa olmazlarından kabul edildiği bir ilke olarak anlaşılmalıdır. Bu ilkeden hareketle AK Parti, laikliği toplumdaki tüm inanç ve görüşler karşısında devletin tarafsızlığı olarak görmektedir.” 

Görüldüğü gibi “Laiklik karşıtı eylemlerin odağı” parti, laikliğin ilkelerine sadakatini rahatlıkla dile getirebiliyor. Ve bu kimseye çelişki gibi gelmiyor. Çünkü parti seçmenin, seçmen partisinin ferasetine güvenir; kimse diğerinden ilkeli davranmasını beklemez. Taraflar için esas olan söz ve yazı değil, eylemdir. Kimin neye/nereye hizmet ettiği eylemden anlaşılır.   

Bu denli hırpalanmasına rağmen ilke, hâlâ kendi başına anlamı olan bir kavram. Ahlaki tutumu ifade ediyor olması, boş laflara bile değer katıyor. Şu günlerde sık duyduğumuz “Biz ilkeli bir partiyiz.”, “Biz, ilkeli duruşu olan ve omurgalı siyaset yapan bir partiyiz.” gibi ağdalı soyut dil  ilkeyi, söylenen değil yapılan; sizin kendinizde olduğunu söylediğiniz değil, birinin sizde olduğunu söylediği şey olmaktan çıkarıyor. “Ben” ve “biz” diyerek başlayan bu ilkeli sloganların kullanıcısı hem ilke belirleyicisi olabiliyor hem hiçbir şey söylemeden çok şey anlatmış oluyor.  

Burjuva siyasetçisi ilke kavramını yol gösterici anlamında kullanır. Oysa ilke, yol değil yön bulmada kullanılır. 

  
131 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın