Kitaplar


 

 


(Ortak kitap)
 



https://www.facebook.com/ozmenu  https://twitter.com/unalozmen

Ünal Özmen

Türbanlı öğretmeni reddetme hakkı

  

Aileler çocukları için okul seçerken öğretmen seçimine de özen gösterirler; okul yönetimini de aşarak kimi referanslar aracılığı ile çocuklarının, mesleğinde başarılı olduğu düşünülen öğretmenlerin sınıfına verilmesini isterler. Okul yönetimleri de velinin bu isteğine karşı pek direnmezler; hatta velinin arzusunu bir makbuz karşılığı yerine getirirler, genellikle. Bu, okul ve öğretmen seçme şansının bulunduğu kentlere özgü bir durum. Yerleştirilmeye çalışılan sisteme de aykırı değil.

Veli için öğrencisini okuma yazmaya erken geçiren, sınavlarda derece yapan, çocuğunu ve kendisini pohpohlayan sınıfın öğretmeni başarılı; buna karşın çocuğun insani niteliklerini geliştirmeye, onu toplumsal yönü gelişmiş birey olarak hazırlamaya zaman ve çaba harcayan ise başarısız. Aynen, ağrının nedenini ortadan kaldırma yerine, etkili bir ağrıkesiciyle ağrıyı geçici olarak dindirmeyi sağlayan doktora “iyi doktor” denmesi gibi… Ne yazık ki halkımızın öğretmenden fazla bir beklentisi yok. Sanırım öğretmen o “fazla” beklentiyi karşılayacak durumda da değil. Beklenti bu denli basit ve karşılanabilir olduğu için velinin öğretmen seçiminde onun kültürel ve ideolojik tercihi ile pek ilgilenmez(di). Bu pragmatik yaklaşım, dindarın (hatta İslamcının bile) laik öğretmene, laik ailenin dindar öğretmene itiraz etmesine onunla çatışmaya girmesine yol açmaz(dı).

“İyi öğretmen” “milletin hassasiyeti”ni gözetmeli! (mi?)

Fakat bu durum değişiyor gibi geliyor bana; artık “iyi öğretmen” olabilmek için halkın hassasiyetini gözetmek de gerekecek. AKP’nin “milletin hassasiyeti”ni yasa hükmünde işletmesi, siyasi varlığının devamı uğruna farklılıkları çatıştırması bölünmenin öğretmen tercihine de sıçramasına yol açacak. Yani veli, kendisine göre işini iyi yapıyor olsa bile öğretmenin zihniyeti ile daha çok ilgilenecek. Birkaç yıl önce yazdığım dinci bir ailenin Alevi bir öğretmeni Evrim Kuramı’ndan söz etti diye şikâyet etmesi, devletin de öğretmeni cezalandırması haberi bu gidişatın işaretini veriyordu. Bir sürü başka örnek sayabiliriz. Ancak o günden bugüne kültürel ve siyasal ayrışma alabildiğine hızlandı; insanlar kentlerin belli noktalarında benzerleriyle kümeleştikçe köylülükten kalma alışkanlıklarına geri dönüyorlar.

Eskiden köylüler siyasi, dini ve etnik kimliğini kendileri için aykırı buldukları öğretmenleri devlete ihbar ederlerdi. Benim kuşağımdan solcu her öğretmenin dosyasında komünist, Alevi, Kürt olduğu bilgisi suç unsuru gibi hâlâ yazılıdır. Buna karşın Alevi ve Kürt köylerinde, insanların yüzüne karşı inancına, milliyetine küfür eden İslamcı ve faşist öğretmenler jandarma karakolu gibi güven içinde yaşamışlardır. Bildiğim kadarıyla ne Aleviler ne de Kürtler (belki bir mercileri bulunmadığı için) kendilerini aşağılayan öğretmenleri ihbar etmemişlerdir. Bakmayın R.T. Erdoğan’ın ikide bir “biz neler çektik” yalanına, çeken biz, çektiren hep onlar olmuştur.   

İnancı gereği türban takan öğretmenin, aynı gerekçe ile azli istenebilir

Bu konuya neden girdim: önce şunu belirteyim; kişilerin giyim tercihlerine müdahale edilmemesi karşılığı olarak öğretmen ve öğrenciler de dahil, kamu çalışanlarının türban kullanmasını sorun olarak görmüyorum. Çünkü türbanın, müdahale edilmemiş modern giyim tarzı ile rekabet edemeyeceğini, takanı da taktıranı da kısa sürede hayatın dışına iteceğini, böylece Türban Sorunu’nun yasak tartışmasından daha kısa sürede çözüleceğini düşünüyorum. Fakat herkes benim gibi düşünmek zorunda değil; türban, sonunda siyasal İslam’ın bir sembolü ve itiraz etmek için yeterince gerekçe mevcut. Nitekim Danıştaya açtığı davayı kazanan G.D., savunmasında türbanı inancının gereği olarak taktığını belirtmişti. Bir otorite olarak öğrencisinin karşısına dini sembolle çıkan bu öğretmen, aynı sembolü kullanmayan öğretmen arkadaşı, öğrencisi ve öğrenci velisi ile arasındaki görüş farkını deklare etmiş olur. Ki bu görüş inancına aykırı bilgileri aktarmayı, öğrenilmesine aracı olmayı günah sayar. Öyleyse bir Ateist, Hıristiyan, Yahudi veya bir Alevinin inancı gereği türban takan öğretmeni aynı gerekçe ile reddetme hakkı olmalı.

Muhafazakarlar bu haklarını(!) bugüne dek sık sık kullandılar. Komünist, Kürt, Alevi, Ermeni öğretmenlerin azlini isteyenler oldu ve istekleri gerçekleşti. Acaba bir Alevi çocuğunun türbanlı öğretmeninin azlini istese ne olur? Kıyamet kopar mı?

,  

 

  
750 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın