Kitaplar


 

 


(Ortak kitap)
 



    https://www.facebook.com/ozmenu  https://twitter.com/unalozmen

 

Ünal Özmen

 
Eğitimde normalleşmenin önündeki engel; imam hatipler ve öğretmen kadrosundaki din görevlileri

Eğitimde normalleşmenin önündeki güçlük; imam hatipler ve öğretmen kadrosundaki din görevlileri

Ünal Özmen

Modern eğitim sisteminde imam hatip diye bir okul türü, “din dersi öğretmenliği” diye de ayrı bir öğretmen tanımı yok. Laik ülkelerde öğrencilere dini bilgiler din okullarında verilmez. Öğrenciler, dinle ilgili bilgileri sosyal bilgiler, etik, felsefe, tarih gibi derslerin konuları arasında o dersin öğretmenlerinden öğrenir. Trafik bilgisini pekiştirmek için trafik polisinin okula davet edilmesi gibi gerek görülmesi halinde ilgili dinin din adamları da derslere konuk olarak davet edilebilir. Bu istisnai uygulama öğrenci, din adamı ile öğretmen ayrımını yapabilir, bilimin bilgisi ile dinin bilgi kaynağının aynı olmadığını kavrar. Laik yurttaş olmanın ilk şartı bu iki bilgi türü arasındaki ayrımı yapabilmektir.

Türkiye’de ise dini bilgi, modern eğitimin çatısı altında, adına imam hatip denen dinin eğitim kurumları ile adına din dersi öğretmeni denen din görevlileri tarafından verilmektedir. Bu uygulama, çağın ihtiyaçlarına karşılık veremeyen dinin, meşruiyeti modern eğitim kurumlarında aramasının bir sonucudur.

İslamcı politikacılar, modern eğitimi dinselleştiren imam hatiplerin meslek okulu, dini derslere giren kişilerin de meslek öğretmeni olduğunu söyler. Bu argüman doğru değil; iddia edildiği gibi olsaydı imam hatipler ve öğrenci sayısı din hizmetlerinin gereksinimi ile sınırlanırdı. Herkes biliyor ki imam hatiplerin meslek (dini) derslerinin ilk ve ortaokullar ile Anadolu/fen/sosyal bilimler ve meslek liselerinde temel (miğfer) ders olarak okutulması toplum mühendisliğinden başka bir şey değil.

İmam hatipler, toplumun gelenek ve görenekleri ile yaşamasını, bireyin devletle ilişkisini kulluk statüsünde sürdürmesini amaçlayan dini kurumlardan biridir. Adına “okul”, derse giren kişilere “öğretmen”, ders alana “öğrenci” denmesi İmam hatipleri modern eğitim kurumlarından birisi yapmaz. Eğitimin bilimi pedagojidir, içeriğini pedagojinin belirlemediği kurum okul, pedagojinin yöntemini kullanmayan "öğretmen" değildir. Din görevlisi olarak yetiştirilmiş birinin öğretmen olarak görevlendirilmesi bu gerçeği değiştirmez.

İmam hatip ortaokul ve lisesindeki 12 meslek dersi ile ilkokul, ortaokul ve diğer lise türlerindeki 9 farklı dini derse öğretmen olarak atanabilmek için modern okullara öğretmen yetiştiren fakültelerden farklı olarak din görevlisi yetiştirme misyonu ile kurulmuş İlahiyat, İlahiyat Bilimleri, Uluslararası İslam ve Din Bilimleri, Dini İlimler veya İslami İlimler fakültelerinin birinden mezun olmak gerekiyor. Her mezun, verilen sertifika ile 21 dini dersin öğretmeni olma hakkını elde eder. İlahiyat mezunları, sınıf öğretmenliği dışındaki yüzü aşkın branş arasında en kalabalık beşinci grubu oluşturuyor. Ne bu din görevlileri ne de dini okul ve dersler hiçbir yönüyle çağdaş eğitim sistemine dahil değil. Buna rağmen sayıları ve etkinlikleri gittikçe artıyor. Sayı arttıkça sistem tamir edilemez derecede çöküyor.

Soru şu; Türkiye bir gün çağdaş, bilimsel, laik bir eğitim düzenine geçmeye kalkışırsa bu okul ve bunca öğretmen kadrosundaki din görevlilerini ne yapacak? Konuyu istihdam meselesi olarak ele alıp on binlerce kişiyi atandıkları kadroda değerlendirmek modern eğitime geçişi engeller. Modern eğitime uygun nosyona sahip olmadıkları için bu insanları hizmet içi eğitimden geçirip ahlak ya da etik gibi değer ve kültür derslerine hazırlamak da mümkün değil. Peki on binlerce öğretmen kadrosunu işgal eden bu din görevlilerini ne yapacağız? Doğru olan bu insanları, asli görevlerini icra edebilecekleri  Diyanet İşleri Başkanlığı kadrosuna göndermektir.

Eğitim sisteminin normalleşmesi, yani kendisi kadar başkalarının da iyiliğini isteyen, bilimin bilgisinden yararlanma becerisine sahip çağdaş yurttaşlar yetiştirebilmesi için din eğitimini modern eğitimden ayırmak gerekiyor. Devlet desteğini arkasına almış örgütlü bir yapıyı sistemin dışına çıkarmak zor gibi görünse de imkânsız değil. İmam hatip okullarını meslek okulu olarak tanımlayan yasayı uygulamak ve bu okul mezunlarının devlet katındaki ayrıcalıklarına son vermek yeterli. Meslek eğitiminin mesleğe duyulan gereksinimle planlanması yükseköğretimi de rahatlatacaktır. Gereksinim kadar okul, gereksinim kadar öğrenci birkaç yıl içinde eğitimi normalleşme sürecine sokacaktır.

Modern eğitim içindeki dini eğitimi ne pedagoji bilimi ne toplum ne de yasalar onaylıyor. Eğitimi dinselleştiren politikacılar da dini ders ve okulların meşruiyet krizi yaşadığının farkında. AKP’nin eğitim bakanlarından Nabi Avcı meşruiyet sorununu imam hatipler normal okullara dönüştü diyerek aşmaya çalışmış şöyle demişti; “Zannediyorlar ki imam hatip okulları sadece imam ve hatip yetiştirmek üzere kurulmuş ve başka hiçbir branşta ders verilmeyen dini okullar… Hayır, imam hatip ortaokulları normal ortaokullarda okutulan bütün dersleri okutur. Ayrıca bazı dini dersler de okutur. Kur’an-ı Kerim gibi. Onlar da zaten şimdi normal ortaokullarımızda seçmeli ders olarak okutulduğuna göre normal ortaokullarla imam hatip ortaokulları arasında hiçbir fark kalmamıştır. Dolayısıyla bunların sayısının artması demek normal ortaokulların artmış olması demektir.”[1]

Bakan, bu açıklamayla imam hatiplerin normal derslerle normal okullara dönüştüğünü, imam hatiplerin içine düştüğü meşruiyet krizini “onlar artık normal okul” diyerek aşmaya çalışıyordu. Ona o tarihlerde yanıtını alamadığımız şu soruyu sormuştuk: İki okul türü arasında hiçbir fark kalmadıysa okulları neden ortaokul, imam hatip ortaokulu; Anadolu Lisesi, İmam Hatip Lisesi diye ayırıp adlandırıyorsun be adam?

Anayasa dahil kanunlar da dini eğitime cevaz vermiyor: İmam hatip okullarının açılması iki kanun maddesine dayanır; biri Tevhid-i Tedrisat Kanunu (4. Madde), diğeri 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu. İmam hatip okullarının adının geçtiği 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 32. Maddesi şöyle der: “İmam-Hatip Liseleri İmamlık, Hatiplik ve Kur’an Kursu öğreticiliği gibi dinî hizmetlerin yerine getirilmesi ile görevli elemanları yetiştirmek üzere Milli Eğitim Bakanlığı’nca açılan ortaöğretim sistemi içinde, hem mesleğe, hem yüksek öğrenime hazırlayıcı programlar uygulayan öğretim kurumlarıdır...” İmam hatip ortaokullarının İmam Hatip Liselerinin hazırlık okulu olduğu bu kanunun 25. maddesine 2012’de 4+4+4 yasasıyla eklendi.  Bu demektir ki ister ortaokul ister lise olsun imam hatipler, dinî hizmetlerini yerine getirecek din adamı yetiştirmek üzere din eğitimi ve öğretimi yapılan okullardır.

Mevcut Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sı Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dışındaki dini dersleri öğrencinin rızasına bağlıyor. Anayasa’nın 24. maddesi şöyle der “… Din Kültürü ve Ahlâk öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitimi ve öğretimi ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır...”  Buna göre din eğitimi ve öğretimi yapan imam hatip ortaokullarında zorunlu olan Kur’anı Kerim, Arapça, Hz. Muhammed’in Hayatı, Temel Dinî Bilgiler ile liselerinin Kur’an-ı Kerim, Temel Dini Bilgiler, Siyer, Fıkıh, Tefsir, Hadis, Akaid, Kelam vb. dersleri için öğrencilerin rızasını almak zorunludur. Şu haliyle imam hatip ortaokulu ve liselerindeki dinî içerikli zorunlu derslerin tümü dolayısıyla bu derslerin verildiği okular Anayasa’ya aykırıdır.

Türkiye eğitim sisteminin çözülmesi gereken oldukça ciddi sorunları var; ne var ki sorunları çözebilmek için öncelikle normalleşmesi yani eğitimin olağan standartlarına kavuş gerekiyor. Olağanlaşma pedagoji kaynaklı sorunlara çözüm yolu bulmayı sağlayabilir. Fakat öncelikle pedagoji dışı dini müdahalenin son bulması gerekiyor.

 

[1] https://www.turkiyegazetesi.com.tr/egitim/avci-normal-okullarla-imam-hatipler-arasinda-fark-kalmadi-264277

  
343 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın