
DİJİTAL OKUYUP DİJİTAL DÜŞÜNMEK* Ünal Özmen Mağara duvarı, tablet, parşömen, kağıt; matbaa, telgraf, telefon, radyo, televizyon ve internet duygunun, bilginin ve inancın kısacası sözün yayılma arzusunun icadıydı. Bilgi arttıkça yayma araçları gelişti, bilgi endüstrileşti. Kuşkusuz her icatla bilgiye erişim kolaylaştı. Fakat ne yazık ki yayılıp çoğalması, niteliğinin değişmesi bilgiyi demokratikleştirmedi. Aksine onu bir otorite aracına dönüştürdü. Her ne kadar bilginin güç olduğu, bilgi toplumu içinde yaşadığımız söylense de bilgi kirliliği kavramı da bu döneme aittir. Özellikle internet ve sosyal medya platformları ile onların yarattığı yeni okur tipi ve düşünme biçimi, kirli bilginin üretilip dağıtılmasında önemli rol oynadı. Dijital bilginin yayılma hızıyla birlikte basılı yayınların ağırbaşlı dünyası da aynı oranda sarsıldı. Basılı yayınlardan uzaklaşma kuşkusuz zihin zehirlenmesine, o da bilişsel gerilemeye yol açtı. Dijital mecrada nesne ile özne yer değiştirir, dijital araçlar kullanıcısını takipçiye dönüştürür, onu tarayıcı (scanner) olmaya zorlar: gözler metnin üzerinde derinleşmeden kayar, kulak duyar ama işitmez. Tembelleşen organlar, bir süre sonra zihni devreye sokan, kavram bilgisi gerektiren, ağır ilerleyen metinler yerine hızlı tüketilen içeriklere yönelir. Kişi bu noktadan sonra kavramlara, kavram bilgisine ihtiyaç duymaz. Onun için kavramlar, anlamı olmayan içi boş sembollerdir artık. Bunun, bireyi, giderek toplumu götüreceği, götürdüğü nokta analitik düşünce yoksunluğudur: O noktada kişi bilgiye dayalı yargı oluşturamaz, dolayısıyla neden-sonuç ilişkisi kurma becerisini yitirir ve kararlarını oluştururken duygusal kanaatlerine başvurur. Duygu, kişisel kanaatlerden beslenir ve kanaatler, sarsılmaz ve değiştirilemez inançlar olarak kişiyi inatçı birine dönüştürür. Amerikalı düşünür Charles Sanders Peirce (1839-1914), düşüncelerimizi şüphelerden arındırmak ve doğru düşündüğümüze karar vermek üzere kullandığımız dört yöntemden söz eder: İnatçılık yöntemi, otorite yöntemi, doğal tercihler yöntemi ve bilim yöntemi. Bunlardan en konforlusu, kişiye zihinsel rahatlık ve huzur vereni inatçılıktır. Fikrini sabitleyen kişi, zihnini zorlayan pratik bir değişimin etkisine girmediği sürece dünyadan habersiz bir şekilde duygularıyla başbaşa yaşamaya devam edebilir. İnternet, özellikle sosyal medya algoritmaları, görmek/duymak istediği içeriği sunarak kişinin sabitlediği kanaatlerinden ayrılmasını engelliyor. Hem inatçı kişilikleri aynı platformda toplayarak hem aykırı içerikleri gizleyerek kullanıcıyı inadını kırma ihtimali olan fikirlerden uzak tutuyor. O nedenledir ki takip edenle edilenin birbirini pohpohladığı yankı odalarına dönüşen sosyal medya olarak adlandırılan bilgi paylaşım platformlarındaki yazılı mesaj ve tartışmalarda derin düşünce izlerine rastlanmıyor. İnatçılıktan Bilim Yöntemine, Yani Kanıta Dayalı Düşünmeye Dönüş Mümkün mü? İnternetin sunduğu bilgi kirliliği ve slogan kültürü, bireyi özgürleştirmek yerine kendi bilişsel sınırlarına hapsetmektedir. Peki bilgiye dayalı, özgün bir yargı geliştirmek, ekran bağımlılığından kurtulup kavramların derinliğine inmek mümkün mü? Bizi pohpohlayan hazır yanıtlardan kurtulmaya hazır mıyız? Sanırım bunun için inadımızı kıracak ve bizi sarsan sorularla yüzleşmek gerekir. Dijital teknolojinin temel özelliği bilgiyi hızla yayabilmesidir. Onun bu özelliği alıcıyı da hızlı olmaya zorlar. O nedenle dijital teknoloji, hem hızını kesen detayları ayıklayarak bilgiyi küçük parçalara bölmek hem alıcının kapasitesini zorlayan içeriklerden temizlemek zorundadır. Bilgiyi küçültmenin yolu; bilgiyi bağlamından koparmak, arka plan bilgisini, neden-sonuç ilişkisini gözden çıkarmak demektir. Bunun sonu sığlaşmaktır. Düşünsel sığlaşma düşünmekten vazgeçmek, idrak kapasitesinin kaybı demektir. Rönesans filozoflarından Nicolaus Cusanus’a (1401-1464) göre bu durumun muhtemel sonuçlarından biri sezgiciliğe yönelmedir. Sığlaşma, sezgicilik veya en hafif ifadeyle mistisizm kişiyi dünya işlerine karşı kayıtsızlaştırır. Dijitalleşmenin teşvik edici rolü olsa da onu sığlaşmanın tek nedeni olarak görmek doğru olmaz. Sonunda teknoloji bir ortam sunuyor, önemli olan o ortama hazırlıklı girmek. Eğer yeterli donanıma sahip olunmazsa teknolojiyi sen değil, o seni kullanır. Bugün sosyal medya denen platformlarda olan bu; çoğunlukla nerede kim tarafından ne amaçla üretildiğini bilmediğimiz sınırlı sayıdaki yazılı, işitsel, görsel mesaj milyarlarca pasif kullanıcı tarafından birbirine iletilmektedir. Doğrulamadan, mantıksal analize tabi tutmadan mesajı alıp başkasına iletenler, iyi paketlenmiş kötü amaçlı endüstriyel mesajlara kuryelik yapmış oluyor. Bilişim teknolojisinin bilgiyi küçültmesi, küçültürken içeriğini zayıflatması teknolojinin kusuru deği, ama içeriksiz bilgilerin alıcısı olmak kullanıcı kusurudur. Kusurumuzu teknolojiye yükleyerek ona direnmek, önünü kesmek, yok saymak, onsuz yaşamak ne mümkün ne de gerekli. Bu gerçeği bilip kabullenerek dijital olanaklardan maksimum düzeyde yararlanmak mümkün. Bunun için öncelikle eleştirel bilince sahip iyi bir medya okuryazarı olmak yeterlidir. Eleştirel bilinç ve medya okuryazarlığı becerisi, bilgiyle temas etmek ve bilgi üretim sürecine dahil olmakla elde edilir. Bir okur bu beceriyi kalıcı, öğrenme sağlayan basılı yayınlardan edinebilir. Çünkü dijital kaynakların aksine basılı yayınlar (kitaplar, dergiler, gazeteler vb.), dikkat, çaba, sabır ve fiziksel temas gerektirdiği için okuyucuya analiz ve fikri takip fırsatı sunar. Eğer kavramların analitik çözümlemeyi temsil eden basılı yayınlardan edinildiğini kavrar ve kavram bilgisine de sahip olursak hızın ve parçalanmış bilgi artıklarının peşinde sürüklenmekten kurtulabiliriz. Basılı yayının temsil ettiği derinlikli bakış açısını kimileri nostaljiden ibaret saysa da şimdi ve gelecekte de zihnimizi korumanın tek ve en emin kalkanı olma özelliğini korumaktadır.
*abece, yıl 2026, sayı 387, s. 51-52 https://www.egit-der.org.tr/FileUpload/as1028013/File/387._sayi.pdf |
|
14 kez okundu
YorumlarHenüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın |