Kitaplar


 

 


(Ortak kitap)
 



    https://www.facebook.com/ozmenu  https://twitter.com/unalozmen

 

Ünal Özmen

 

Anasayfa

Okullar eylem alanı olmalı, ama böyle değil. Okullar, eylem sözcüğüne bizim anladığımız biçimde anlamını veren mekânlardır. Okul, öğrencisiyle, öğretmeniyle, memuruyla katıksız küçük bir modeli olduğu toplumun sorunlarını fark eden ve ona ilk tepkiyi veren kurumlardır. Her eylemci, ilk eylemine mutlaka önce okulda başlamıştır. Biz, kaloriferlerin zamanında yanmamasını, kurtlanmış mercimekten çorba yapılmasını, kokmuş Et Balık Kurumu etlerinin yemeğe katılmasını boykot ederken öğrenmiştik eylem yapmayı ve bunun bir düzen sorunu olduğunu.
Avrupa Birliği ilerleme raporları, üyelik başvurusunda bulunan Türkiye’nin Avrupa standartlarına uyan uymayan yönlerini ortaya koyuyor. Üye olmak istiyorsan şunları bunları yapmalısın diyor, bunun için yüklüce miktarda para da veriyor; elbette o da kriterlerin ne ölçüde gerçekleştiğini sorgulayacak. Türkiye AB ilişkileri, taraf da olsak karşı da çıksak sonuçta yaşadığımız ülkenin tanzimine yönelik politikaları nedeniyle hepimizi ilgilendiriyor.
16.10.2012
16.10.2012
Hükümetin, üniversitelerin birinci öğretim öğrencilerinden katkı payı (harç) alınmaması kararı, bu peşin kaynaktan mahrum olan üniversiteleri yeni kaynak arayışlarına sevk etti. Üniversiteler, Bakanlar Kurulu Kararı’ndaki “öğrencilerden alınması gereken öğrenci katkı payı tutarları, Devlet tarafından karşılanır.” ifadesinin de uygulanmayacağından, devletten bir kuruş alamayacaklarından benim kadar eminler. Bundan dolayı üniversiteler, ortak kullanıma açık sosyal ve kültürel alanlarını paralı hale getirirken bazıları da üniversite bütçelerinden karşılanan bilimsel faaliyetlerini sınırlama yolunu seçiyor.
Dindarı da dahil burjuvazi kendi iş yerlerinde din diplomasını referans olarak görmüyor. Bundan dolayıdır ki AKP, eline geçirdiği güçle, kamu imkânlarının din okullarından mezun olanların emrinde olacağını anlatıyor. Sizi poli, asker, bürokrat yapacağım diye talep topluyor. Fakat Erdoğan gittiğinde (ki az kaldı), devlette de arz talep dengesizliği belirdiğinde kimse dönüp din diplomalı olanların yüzüne bakmayacak. Burjuvazinin ne üretim ne tüketim ne de yaşam alışkanlıkları bakımından dinin bilgisine, ondan esinlenen kültüre ihtiyacı olmadığı zaten belli. Ben bu durumu, modern tarım aletleri kullanarak sulu arazisine buğday eken kültürel evrimini tamamlamamış zihniyetin hezeyanı olarak görüyorum. Buğdaya da tarlaya da zarar veriyorlar.
02.10.2012
25.09.2012
12 Eylül 2012 günü Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Ders kitapları ve Eğitim Araçları Yönetmeliği’ne göre daha önce ders kitabı yazmamış olanlar ders kitabı yazamayacak. Yönetmeliğin 4. Maddesinin “ü” bendinde ders kitabı yazarı aynan şöyle tanımlanıyor “Yazar: Taslak ders kitabı alanı ile ilgili daha önce yayımlanmış ders kitabı olan kişi”! Yemin ediyorum aynen böyle. Yönetmelik, açıkça bundan sonra ders kitabı yazacak olanlara yasak getiriyor.
Ankara’da devlet merkezine çok yakın bir okulun önünden geçiyorum, sabahın körü… Müdür, elinde mikrofon öğrencilerine sesleniyor; yüzü öğrencilere dönük olduğu için öyle sanıyorum fakat müdür aslında sesini öğrencilerin ardına sıralanmış velilere duyurmaya çalışıyor. “Biri gitmiş beni milli eğitim müdürüne şikâyet etmiş; kayıt parası almışım diye… Sizin haberiniz var mı, geçen yıl devletten bu okula bir kuruş ödenek gelmediğinden? Peki, nasıl dönecek bütün bu işler; elektrik, su, bakım-onarım, temizlik, hizmetli giderleri… Söyler misiniz, bunları nereden karşılayacağım?” Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, görüntüyü engellesin diye siyah film çekili, dışarıdan gelecek seslere karşı yalıtımlı aracıyla giderken duymamış olabilir diye müdüre aracılık etmek istedim.
25.09.2012
25.09.2012
12 Eylül Çarşamba günü Resmi Gazeteyi açanlar Eğitim Bakanlığının kendi kendine darbe yaptığını, darbe geleneğinin ölmediğini gördüler. Eğitim Bakanlığı o gün Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı Yönetmeliği ile Ders Kitapları ve Eğitim Araçları Yönetmeliği’ni bir darbede değiştirdi. Oysa bu iki yönetmeliğin ilki 2003’te ikincisi 2009’da Hüseyin Çelik tarafından öncekiler yürürlükten kaldırılarak tümüyle değiştirilmiş, daha sonra da defalarca üstünden geçilmişti!
Sıradan birine ‘Çocuklar okula niçin gider, okullar niçin vardır?’ diye sorsanız, alacağınız yanıt büyük orandan ‘Bilgi öğrenmeye’ olur. Değişen okula kayıt yaşının problem olması da devam etmekte olduğu okulun çocuğun elinden alınması da “Bilgi”nin hangi yaşta nere edinileceği ile ilgili değil mi? Öyleyse dikkatimizi biraz da okulun bilgi kaynaklarına yöneltelim.
18.09.2012
11.09.2012
Kürşat Bumin, haftada beşten üçe düşürülen yazısının ikisini geçen hafta 4+4+4'e ayırmıştı. Bumin, 3 Eylül'deki birinci yazısında, haftada iki saatlik dersle Kuran Hıfzı dersinin öğrencilere kavratılamayacağını bildirip Hükümete şöyle bir öneride bulunuyordu:
4+4+4’ü sınıfları kalabalıklaştıracak, öğretmen açığına/fazlalığına neden olacak, derslik sayısı yetersiz kalacak, müfredatı yetişmeyecek gibi yanıtı “hallederiz” olan sorunlar çerçevesinde tartışırsanız projenin asıl amacını göz ardı etmiş olursunuz. Bu, hem dindar gençlik yetiştireceğim diyen Recep Erdoğan'a hem de eşit, bilimsel, demokratik eğitim mücadelesi verenlere haksızlık olur.
11.09.2012
11.09.2012
4+4+4'ün öğretim programları ile kitapları TÜBİTAK’ta hazırlanıyor. Sonra Talim Terbiye Kuruluna gönderilip usulen imza altına alınıyor. Bakanlık yaptığı işe bilimsellik katsın diye bu yolu tercih etmiş olabilir fakat doğru bir yol değil bu. İlk ve ortaöğretime ait öğretim programlarını ve ders kitaplarını herhangi bir alanda uzmanlaşmış bilim insanları hazırlamaz; bilimsel bilgiyi esas alan pedagoglar hazırlar.
4+4+4'ün öğretim programları ile kitapları TÜBİTAK’ta hazırlanıyor. Sonra Talim Terbiye Kuruluna gönderilip usulen imza altına alınıyor. Bakanlık yaptığı işe bilimsellik katsın diye bu yolu tercih etmiş olabilir fakat doğru bir yol değil bu. İlk ve ortaöğretime ait öğretim programlarını ve ders kitaplarını herhangi bir alanda uzmanlaşmış bilim insanları hazırlamaz; bilimsel bilgiyi esas alan pedagoglar hazırlar.
04.09.2012
04.09.2012
Milli Eğitim Bakanının Talim ve Terbiye Kuruluna bağlı Öğretim Materyalleri Geliştirme Merkezinde görevlendirdiği 48 kişinin yarısı, geçtiğimiz Haziran’a kadar zaten orada görevliydiler. Ömer Dinçer bir sabah kalktı bir genelge yayımlayarak görevlendirme yoluyla çalışanların asıl kurumlarına dönmesi gerektiğini söyledi ve karar uygulandı. Aradan iki ay geçtikten sonra ne oldu da geri adım atıldı? Bakanın bu soruya vereceği en makul yanıt 'ihtiyaç hasıl oldu' olabilir. O zaman sorarız, 'sen nasıl Bakansın ki iki ay sonrasını göremiyorsun?' Şaşkınlık işte...
Okula erken başlatılmalarının Başbakanın çocukları üzerindeki etkisini ne yazık ki test edemiyoruz. Milli Savunma Bakanı İsmet Özel, Kamer Genç'in "Başbakanın oğlu hangi hastalıktan rapor aldı?" sorusunu özel hayatın gizliliğine sığınılarak yanıtlamaktan kaçınılmasaydı belki bu konuda bir ipucu elde edebilirdik. Burak Erdoğan'ın görünürde fiziksel bir kusuru bulunmadığına göre raporu psikolojik olabilir(mi?). Eğer öyleyse, (ihtiyat payını bırakarak) okula erken başlatılması askere alınmasını engelleyecek kusurun sebeplerden biri olamaz mı? "Rapor alanları evlatlarına ihanetle" suçlaması Başbakan açısından bence de büyük talihsizlik olmuştur.
04.09.2012
04.09.2012
Anadolu Meslek, Anadolu Teknik Liseleri ile Anadolu İmam Hatip liseleri en az rağbet gören okul grubunu oluşturuyor. Fakat ilginç olan, okul ve kontenjan artışı öğrenci talebine ters orantıda ilerliyor. SBS sonucu ile öğrenci alan ortaöğretim kurumlarında 2010'dan 2012'ye toplamda yüzde 24'lük bir kontenjan artışı yaşanırken Anadolu imam hatiplerde bu oran yüzde 85.19 olmuş. (Okul, 243 iken 450'ye çıkmış.)
Dikkat ettiyseniz 4+4+4 olarak kodlanan eğitim yasasının ortaya çıkardığı ve dahası eylülde görülecek problemleri sistem içinde çözmeye çalışıyoruz. Her zaman olduğu gibi sorunu ortadan kaldırma yerine ya soruna alışmaya ya da ite dalaşmadan çalıyı dolaşmayı tercih ediyoruz.
28.08.2012
21.08.2012
CHP'lilere özellikle de Emine Ülker Tarhan'a bir önerim var: Onlar da kendilerini dinletenlerin dinlemeye takılmış kayıtlarını kamuoyu ile paylaşsınlar. Elimizde onlara ait kayıt yok ki demesinler. Arayıp bulsunlar! Mutlaka vardır, çünkü başkasını dinleyen, birbirini de dinler ve birgün onu biriyle paylaşır. Ben bile kimsenin ilgisini çekmemiş bazı haberleri birleştirerek AKP'lilere ait önemli bilgiler içeren kayıtların varlığına ikna olmuşsam, CHP neden ulaşmasın ki?
Bu eğitim sistemi, öğrenciyi özne olarak görmüyor. Öğrenci merkezli olduğunu iddia etse de evirip çevirip düzenin işine yarar hale getirmek için çocukla, çocuğun hamurla oynadığı gibi oynuyor. Bir yandan devlet, çocukları/gençleri politikalarını sorgulamadan kabullenen itaatkâr vatandaşlar olsun diye okullarında ıslah ederken öte yandan sermaye, işine yarayacak işçiler olsun derdinde. Tabi öte yanda bir de çocuk üzerindeki vesayetinden vazgeçmek istemeyen aile var.
07.08.2012
31.07.2012
Zenginler, dinin maddiyatla gerçekleşebilen ibadetine odaklanırken yoksullar dinlerinin manevi öğretilerine yöneliyorlar. Allah, her sınıfa, konumuna göre ibadet etme imkânı vermiş Zengin^ parası var, "hayır" işlerine yöne liyor. Yoksul, arzu edip de sahip olamadığı şeyler için nefsjne hakim oluyor Zengin, Tanrının karşısına hayırı, hasenetiyle çıkmaya; yoksul, haysiyetiyle çıkmaya hazırlanıyor.
Kendini halkın aklından sorumlu gören her yönetici kitap okuma kampanyası başlatıyor. Sanki kitap okumayışımızın nedeni okuyacak kitap bulmada sıkıntı çekiyor olmamızmış gibi...
24.07.2012
24.07.2012
Atina İzlenimleri
Niğde Üniversitesine yapılan caminin açılış töreninde "camisiz üniversite kalmayacak" diyen Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, bu sözü, ilkokuldan itibaren hızlandırılmış din eğitimi alan öğrencilerin üniversiteye geldiğinde ibadet ihtiyacının artacağını öngörerek söylemiş olmalı. Normal okullarda bilim derslerini etkisizleştiren, din dersi sayısını artıran, imam hatip okullarını yeniden açan AKP'liler de öyle düşünüyor. O halde ileride ortaya çıkacak cami ihtiyacını şimdiden karşılamak gerek.
18.07.2012
10.07.2012
Öğretmenlik sadece bir meslek değil, aynı zamanda, öldürücü olmayan fakat tedavi de edilemeyen bir hastalıktır: Çok konuşmak, lafı gereğinden fazla uzatmak, karşısındakini öğrenci gibi eğitilmesi gereken biri olarak görmek, dinlememek bu hastalığın önemli belirtileridir. On beş yıl oldu hâlâ bu semptomlarından kurtulamadım; mesleğe ilk başladığım yılın haziran ayında yakalandığım ve hastalığın bir diğer belirtisi olan tatili okulların kapanmasıyla başlatma arzumu ise hiç atamadım üstümden (Ömer Dinçer bu kısmını tedavi etmek üzere elini attı). Diyeceğim, bir-iki gündür “tatil” ruhumu teslim almış durumda ve oldukça ağır geçiyor. Bundan dolayı haftanın yazısını toparlayamadım. Onun yerine Eleştirel Pedagoji dergisinin henüz okurlarının eline geçmemiş olan 22. sayısında yer alan sunuş yazımı aldım buraya.
Bildiğiniz gibi Başbakan, KESK'in kesintili eğitim yasasını protesto etmek üzere örgütlediği 28-29 Mart'taki grevli eylemine çok sinirlenmişti. Eylemin ardından yaptığı bir konuşmasında "güya öğretmen kitlesi" olarak adlandırdığı "KESK'lilerin pedagojik ve psikolojik tedaviye ihtiyacı var" demiş ardından da "saldırıyı hak ettiler" diyerek öğretmenleri hedef göstermişti. Belli ki polis bu tedaviyi yapacak doktor olarak görevlendirilmiş. Heyet raporunu da ayarlanmış yarıçlar verir herhalde.
03.07.2012
26.06.2012
Milli eğitim Bakanı Ömer Dinçer, Tahran'da katıldığı Ekonomik İşbirliği Teşkilatı toplantısında İranlılara "Eğitim bir ülkenin sorunlarının çözümünde yegane yoldur, eğer bir ülkede ekonomik geri kalmışlık söz konusuysa, gelir dağılımında bir adaletsizlik varsa bunlar eğitimle çözülür" demiş. İki cevizi iki kişiye birebir paylaştıramıyorsak, ceviz sayısını artırmak gerek diyor Bakan! Anladığım kadarıyla Dinçer önce insanları eğitecek, eğitilen insan eldeki iki cevizi dörde çıkaracak ve ancak o zaman iki kişi dört cevizi ikişer ikişer paylaşabilecek.
"Öğrenci velileri, MEB’in, kendilerine ve velisi oldukları öğrencilerine çektirdiği eziyeti protesto etmek için henüz bu bakanlığın önüne gelmediler. Çocukları için her şeyi göze alan veliler, Milli Eğitim Bakanlığı’nın önündeki Güven Park’ta toplanıp yüzlerini bakan katına çevirip 'Nedir çocuklarımızın elinizden çektiği?' deseler, eminim bazı sorunların çözümüne katkı sunmuş olurlar."
26.06.2012
26.06.2012
Türkiye gündemi, partilerin salı günleri yapılan grup toplantılarında şekillendiği için ilgi alanımıza giren konulara ancak bir hafta sonra dahil olabiliyoruz. Bu durum, genellikle olayların gerisinde olup bitenlerle ilgilenen biri olarak daha salim bir değerlendirme fırsatı verse de bazen sıcağı sıcağına söylenmesi gereken sözlerimizi bayatlatmıyor değil. Zamanında araya girmeyince lafı ağzımızdan alanlar oluyor. Seçmeli Kürtçe konusunda da öyle oldu; Kadri Gürsel, Erdoğan'ın bu çıkışını Kürtlerin taleplerini gözeten amaç olmayıp, Hükümetin tartışmalı politikalarına meşruiyet arayışının aracı olduğunu pat diye söyleyiverdi.
CHP, 4+4+4 yasasına itirazını laikliğe dayandırdı / ÖDP: “laiklik için mücadele zamanıdır” / Laiklik, 5. Demokratik Eğitim Kurultayının da öneml başlığı olacak /
19.06.2012
12.06.2012
Özel okulların yeni müşterisi devlet okullarından kaçan laik orta sınıf mı olacak? Devlet okullarıyla din üzerinden rekabet şansını kaybeden cemaat okullarının yeni stratejisi ne olacak, dindar zenginler devlet okullarına döner mi?
İmam hatip ortaokulları ve diğerleri
05.06.2012
29.05.2012
Bir de refaha kariyerle ulaşacağını vadeden; işvereninin serveti azalmasın diye verilene razı, yetkili fakat etkili olmayan sendikalar vardır. Bizdekinin kamuda teşkilatlanmış olanının adı MEMUR SEN; adını, devlet hizmetinde aylıkla çalışan kimse, görevli (TDK) demek olan "memuldan alıyor (isabetli bir seçim).
AKP’nin seçim başarılarında, çocuklar üzerinden seçmenlere (öğrenci velilerine) ulaşmanın yollarını bulmasının büyük bir payı olduğu yadsınmaz bir gerçek. Ders kitaplarının ücretsiz dağıtılması, 2007 seçim sonuçlarını etkileyen önemli faktörlerden biriydi. Başbakan Erdoğan bunu bildiği için 2011 genel seçimlerinde kısa adı FATİH olan bir projeyle çıktı seçmenlerin karşısına. Seçim konuşmalarında üzerinde en çok durduğu konu elektronik kitap vadiydi; hitap ettiği kitleyi tablet kitap vereceğini söyleyerek hareketlendirmeyi başardı. Bunlara bakarak, öğrencilere süt dağıtma projesinin önümüzdeki genel ve yerel seçimlerin kozlarından biri olarak düşünüldüğünü söyleyebiliriz.
22.05.2012
15.05.2012
Dünyada, hükümeti olay çıkaran, halkı da hükümetten kaynaklanan sorunları çözmeye çalışan tek ülke Türkiye her halde. Öyle bir başbakanı var ki ülkenin, sağa sola sataşmadan, kavga etmeden yatağına giremiyor. Mutlaka didişecek birini buluyor. Geçen haftanın uğraşı sanatçılar, Kürtler ve sadece adı kalan Cumhuriyet sembolleriydi. Sınır komşularıyla hırlaşmanın pahalıya mal olacağını anlayınca bütün öfkesini içeriye akıttı. Böyle giderse, her biri üzerinde aylarca tartışılması gereken üç olayla haftanın kapanmış olmasını sükûtlu günlerden sayacağız.
AYM sonucunu merak etmiyorum; merak ettiğim, CHP’nin esasa ilişkin itiraz başvurusunu hangi gerekçelere dayandıracağı; en çok merak ettiğim ise Kuran hıfzı (ezberleme) ve Peygamberin hayatı dersini getiren maddeleri dava konusu yapıp yapmayacağıdır.
08.05.2012
01.05.2012
Geçenlerde, Talim Terbiyede görevli iki kişinin, sanırım bir ihbar sonucu, mal varlıklarındaki hızlı artıştan dolayı savcılığa çağırıldığını duydum. Her halde savcı, çağırılan kişilerin yetkilerini haksız kazanç, ne bileyim, belki de rüşvet almak için kullandıklarını sorguluyordu. Bu iki kişinin amirlerinin, yayınevleri adına çalıştığı kanıtlanmışken Cumhur Bakanı imzasıyla Talim Terbiyedeki kurul üyeliğine atanması; tamamlandığında 20 milyarı bulacağı söylenen FATİH ihalelerinin kanunen keyfe kedere bırakılması karşısında meblağ pek küçük geldi bana.
Avrupa Parlamentosu Yeşiller grubu başkanı Daniel Cohn-Bendit, danışmanı Türkiye kökenli Ali Yurttagül’den son eğitim yasasıyla ilgili bilgi istemiş. Ali Yurttagül’ün Cumartesi (28 Nisan) Cumhuriyet’te yayımlanan makalesinden anladığımıza göre Avrupa, yeni düzenlemeyi “eğitim reformu olarak değil, din eksenli muhafazakar politik bir proje” olarak algılıyormuş. İyi algılamalar…
01.05.2012
01.05.2012
Ahmet İnsel, 28 Şubat sorgulamaları vesilesiyle sol başlıklı Salı günkü yazısında (17 Nisan, Radikal) “5 Mart 1997'de TÜSİAD, KESK, DİSK, TİSK ve TÜRK-İŞ, MGK kararlarına tam destek verdiklerini açıklamışlardı. Üç emekçi sendikasının başkanı ‘Laik ve çağdaş demokrasi tehlikede’ demeci verdiler.” diyerek KESK’in de 28 Şubat darbesini destekleyenler arasında olduğunu iddia etmişti. KESK bu konuda resmi bir açıklamada bulunmadı. Fakat İnsel, yazısına WEB’den gelen tepkilerden olsa gerek Pazar günü Radikal 2’de özür dilemeden “TESK’i yanlışlıkla KESK olarak yazmışım” diyerek geri adım atmak zorunda kaldı. Kırmızı üzerine beyaz harflerle şunu da not etmiş: “KESK, TMMOB, TTB, Diş Hekimleri Birliği ve Eczacılar Birliği 28 Şubat’a destek vermediler”. Oldukça tatmin edici gözüküyor; fakat değil. Çünkü yaptığı harflerin yerini karıştırmaktan kaynaklanan bir hata değildi. Kasıt düzeltilemez, zaten kendisi de düzeltememiş.
İLKSAN üyesi öğretmenler 28 Nisan Cumartesi günü ilçe temsilcilerini seçecekler; ilçe temsilcileri Haziran'da il temsilcilerini, il temsilcileri ise ileri bir tarihte Genel Yönetim Kurulunu seçecek.
24.04.2012
24.04.2012
Darbe araçları ordunun elinden alınıyor; bir daha darbe yapamasın diye siyasetçiler üzerinde baskı kurmalarına yarayan yasalarda yeni düzenlemelere gidiliyor. MGK’da sivil üyelerin ağırlığının artırılması, geriye dönük darbe girişimlerinin soruşturma konusu yapılması, darbeye niyetlenmek bir yana eğilimi olduğundan şüphelenenlerin kovuşturmaya tabi tutulması, Meclis Araştırma Komisyonu kurulması vesaire… Başbakan, bütün bunları bir daha darbe yaşanmasın diye yaptıklarını söylüyor; inanıyorum. Benzer gelişmelere Mısır’da, Tunus’ta, Pakistan’da, Yemen’de, Suriye’de de rastlıyoruz. Peki, merak etmiyor musunuz, bir gün kapitalizm yönetme krizine girerse kitleleri kontrol altına almak, sistemi tamir etmek için hangi araçları kullanacak diye...
Ali Bulaç, okuduğum bir yazar değil. Sıradan fikirlerini sosyolojik kavramlarla etkili bir söyleme çevirebildiğini fark edince takılıp kaldığım birkaç tv tartışmasına kulak kabarttığım olmuştur. Her defasında, bildiğimiz geleneksel Müslüman tarzını aşan bir üslupla başladığı konuşmasının kısa sürede dağılıp sıradanlaştığına tanık oldum.
17.04.2012
17.04.2012
Avrupa ülkelerinin tümünde bir şekliyle din eğitimi veriliyor fakat buna rağmen öğrenciler okuldan çıktıktan sonra din yerine bilim yolunda yürümeyi tercih ediyorlar. Niçin?
Hükümetin resmi yayın organı Star gazetesi geçen hafta Avrupa’da din eğitimi verilen Belçika, İngiltere, Hollanda, İspanya, Portekiz, İtalya, İsveç, Norveç, Danimarka, Almanya, Yunanistan ve Avusturya’yı harita üzerinden göstererek şöyle bir manşet attı: “Din eğitiminde nihayet dünyalı olduk”. Manşet, din eğitiminin zorunlu olmadığı Azerbaycan medyasına ait değil. İlk ve ortaöğretim okullarında din dersi zorunlu olan, 41 üniversitesinde ilahiyat fakültesi bulunan; 8 bin 696 Kuran kursunda 1 milyon 881 bin 637’si yaz dönemi, 297 bin 247 si uzun süreli, toplam 2 milyon 178 bin 884 çocuğun Kuran ezberlediği Türkiye’de yayın yapan bir gazeteye ait. (bilgi: DİB 2010)
13.04.2012
10.04.2012
BDP, yasa karşısında sivil ve entelektüel müttefiklerini tatmin edecek bir duruş sergilemedi. Bu tavrıyla bölgesel olmayan demokratik taleplere karşı ilgisinin sınırlı olduğunu gösterdi. Tartışılacak bir tutum; Andımız’ın kaldırılmasına dönük BDP istemine destek çıkanlar haklı olarak soracak şimdi: ‘Türk’üm, doğruyum, çalışkanım’la elhamdülillah Müslüman’ım arasında ne fark var’ diye. Ben de soruyorum, birinden birine evet diyenler arasındaki fark nedir?
Hiç kuşkusuz, kesintili eğitim yasasına itirazını en etkili şekilde dile getiren kuruluş Eğitim Sen ve bağlı olduğu Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) idi. Özellikle Eğitim Sen, üyelerini ve kamuoyunu bilgilendirme konusunda elinden geleni yaptı. 28 – 29 Mart’ta iki günlük eylemli greviyle de yasa ile tamamlanacak olan eğitimdeki dönüşümün takipçisi olacağını gösterdi.
03.04.2012
03.04.2012
Türk Eğitim Sen, üye sayısı bakımından eğitim işkolunun ikinci büyük sendikası. Bir tanımlama yapmak gerekirse milliyetçi sağcı; fakat sade milliyetçi değil, aynı zamanda Sünni İslam geleneğinden besleniyor.
Erdoğan ve çevresi bilmeli ki entelektüellik, kişinin yaptığı meslekle değil, tutumuyla ilgilidir (Furedi, 2004). Fured’ye göre bir alanda uzman bir akademisyen olmak entelektüel olmaya yetmez; akademisyense aynı zamanda özerkliğe ve bağımsızlığa ulaşabilmesi gerekiyor. “Entelektüeller, kurumlarca tutulabilirler ancak hayal güçleri ve çalışmaları bu kurumlarla sınırlanmış bir hale geldiği takdirde, salt bir uzman ve teknokrat haline gelecektir.” diyor Furedi. Entelektüellerin statükoyla “huzurlu bir ilişki” içinde olmalarını yadırgıyor; egemenin çıkarına hizmet eden, emre amade okumuşlardan nefret ediyor.
03.04.2012
27.03.2012
İsmet Berkan’ı yanıtlamak gerek; çünkü bilim üzerine kafa yoran biri izlenimi veriyor; bilimin, insan hayatını kolaylaştıran alet üretme kadar, insana, sosyal hayatını biçimlendirme yollarını göstermesi için de gerekli olduğunu anımsatmak için… “Seçmeli ders paketleri sayesinde din eğitimi talebi karşılanabilecek” diye düşünüyorsanız (İsmet Berkan böyle diyor); din eğitimini, kendi çapında bilimsel bir kurum olan okul içinde, bilimsel süreçlerden elde edilmiş bilgilerin arasında karşılanması gereken bir “talep” olarak görüyorsanız bilimin, insan aklına da şekil veren yönünü inkâr ediyorsunuz demektir. Siyasetçiler öyle düşünebilir; fakat bırakın bilim insanını, bilim merakı gelişmiş biri böyle düşünemez.
Başbakan bu açıklamasıyla, bu gün TBMM Genel Kuruluna inecek olan kesintili eğitim yasa teklifine meşruiyet arıyor:
27.03.2012
27.03.2012
4+4 (Üçüncü dört yılın zorunluluğunu Bakanlar Kuruluna bırakan teklif neden 4+4+4 olarak anıyor anlamıyorum) yasa teklifinin, piyasa İslamcılarının ideolojik planı olduğu bilinmesine rağmen ilk tepki eğitim bilimcilerden geldi.
Başka ülkeleri bilmem ama Türkiye için okul, yurttaşların sosyalleşebildiği en önemli ve tek kurum olma özelliğini koruyor.
20.03.2012
20.03.2012
... 11 ...