Kitaplar





(Ortak kitap)



https://www.facebook.com/ozmenu  https://twitter.com/unalozmen

Ünal Özmen

Anasayfa

Bizim henüz eğitimin konusu yapamadığımız afetlerle baş etme becerilerinin ayrı bir dersin konusu olması gerektiğini düşünen eğitimbilimci ve politikacılar var. Afet eğitimini bir an önce biz de gündemimize almalıyız. Konusu ağırlıkla insani krizler olan bir derse Japonya’dan daha fazla gereksinimimiz olduğu açık. Çok şükür, burnumuzu sokmadığımız savaş kalmadı; ülkemiz boydan boya fosil yakıt borularıyla döşeli, yakında bir de nükleer santralimiz olacak! Eh, bir de olmadık yerde kriz yaratan iktidarımız varken başlı başına bir afet üniversite bile gerekebilir bize!
“Barış eğitimi”, pedagojinin kavramlarından biridir. “Savaş eğitimi”ni ise askeri bir kavram olarak bilir, okulun barış, kışlanın savaş eğitiminin verildiği yerler olarak düşünürüz. Barışı pratikte görmeyiz fakat teorik dayanağı güçlüdür; ne yazık ki fikri dayanaktan yoksun sandığımız savaş, hayatımızın her noktasını kontrol eder! Sizce barış ve savaş ideolojisinin metaforu olarak kullandığımız bu iki eğitim kurumundan hangisi daha başarılı; okul mu, kışla mı?
13.03.2020
06.03.2020
Fransa; Cezayir, Hırvatistan, İspanya, İtalya, Fas, Portekiz, Sırbistan, Tunus ve Türkiye ile 1973-1986 yılları arasında imzaladığı ve 1977’den bu yana Avrupa Birliği Direktifi çerçevesinde uygulanan Anadil ve Kültür Eğitimi (ELCO) anlaşmasından çekiliyor.
Davranışçılık olarak adlandırılan eğitim modeli modernizmle, bilimle (pozitivizmle) ilişkisini reddetmiyor. Fakat yapılandırmacılığın hangi toplumsal kuramla bağdaştırıldığı sır gibi saklanıyor. Neoliberalizm ve dinlerle teması neden gizleniyor ki! Başta eğitim bakanı olmak üzere modeli Türkiye ile tanıştıranlar, masum ve aldatıcı kavramların arkasına gizlenmeden dayandıkları ekonomik ve sosyal yapıyı açıkça söylemelidirler. Ki biz de başlıktaki soruya kesin ve doğru bir yanıt verebilelim.
21.02.2020
14.02.2020
Eğitim bilimci Bakanınızın "Sen ağa ben ağa, bu inekleri kim sağa", "Üniversite öğrenci sayısı çoksa o ülkede sorun vardır." dediğine, demiş olabileceğine inanmadınız değil mi? Ben kuşku duymadım; onun, oval masanın başında oturan başkanının "Efendim 'işsizlik var', olabilir. Her üniversite mezunu iş sahibi olacak diye bir şey yok" hadisini bilimsel yoldan tashih etme çabasına girdiğinden eminim. Eminim ki Bakanlar Kurulunda “bilim insanı” olarak bulunmanın fazla elitik olduğunu, avamlaşıp sıradan biri gibi gözükmenin politik hayellerine erişimi kolaylaştıracağını da düşünmüştür.
Ortaya çıkan her bilgi, çıktığı andan itibaren nasıl öğrenilebileceğinin yöntemlerini de geliştirir. Teknoloji zamanla yeni tekniklerin (taktik) geliştirilmesine olanak sunar fakat yöntem (strateji), bilgi değişmeden pek değişmez. Elde güvenilir hiçbir veri yokken anlamsız yöntemler uygulamanın anlamı yok. Oynayarak oyun öğrenilir, her bilgiyi oyunla öğretmeye kalkışmanın bilgiyi oyuncağa çevirme riski vardır. Bilgisayar kullanmayı oyunla öğrenenler (birçok konuda daha pratik olmalarına rağmen) için bilgisayarın oyuncak olarak kalması gibi...
11.02.2020
07.02.2020
"İnsan", canlı türlerinden birinin adı olmanın ötesinde değer ifade eden bir kavram. "O bir insan" dediğimizde iki ayağı üzerinde yürüyen düşünen bir varlığı işaret etmiş olmayız, hemcinslerin yargısına tabi davranışlardan, eyleme dönüşmüş kültürden söz etmiş oluruz. "İnsan" kavramı, karşılıksız dayanışma, sevgi ve düzenleyici olarak ahlakın karşılığıdır. Bu değerlerden birinin eksikliği durumda insan, sadece bir nesneyi ifade eder. Kavram "insan"ın karşılığı olmayan insana "İnsanlıktan çıkmış" deriz.
Finlandiya, Lüksemburg, Norveç, isviçre ve İsveç'te özel okul oran yüzde 3 civarında. Bu ülkelerde özel sektör sadece zorunlu olmayan (Meslek eğitimi, yüksekokul ve üniversite) eğitim kademelerinde görülür. Kilise destekli, azınlık ve diğer ülke okullarıyla yüzde 10'u bulan Fransa, Almanya, Hollanda gibi ülkelerde ise özel okullar sıkı bir denetime tabidir. Bize eğitiminizi şirketleştirmeyi telkin eden Avrupa ülkelerinde özel okul ücretleri devletin öğrenci başına yıllık harcamasının altındadır.
01.02.2020
24.01.2020
Doğa Koleji özel bir şirkete ait olsa da sorunu öznel değil, kamusaldır. Kamusal sorunlar piyasa kurallarıyla halledilemez. Nitekim çözülmüş gibi gösterilse de bu okulun ortaya çıkardığı sorunlar çözülmüş değil
Bir öğretmen, hele bir eğitim bilimci, üç-beş yaşındaki çocukları dini eğitime tabi tutmanın pedagojik olmadığını, dinin girdiği yerde pedagojinin barınamayacağını bilir. Bilmiyorsa Türkiye’de öğretmen olabilir fakat asla eğitimbilimci olamaz. Son bir ayda altına imza attığı faaliyetlere bakıldığında Ziya Selçuk’a eğitimbilimci denemeyeceği görülür.
21.01.2020
17.01.2020
Kamusal yaşamı henüz kontrol altına alamadıkları iktidarlarının ilk yıllarında, İslamcıların karşı cinsle selamlaşma anında ellerini kaçırmaları dikkat çekerdi. Çok değil, aradan bir on yıl geçti ve artık biriyle selamlaşma gerektiren durumlarda kadın erkeğin, erkek kadının refleksini dikkate alarak hamle yapar hale geldi. Bu kadarla kalmadı, cinsiyeti farklı kardeşlerin birbirine, annenin oğluna, babanın kızına el vermemesini olması gereken bir davranış gibi kabullenir olduk. Böyle bir iklimde iki farklı cinsiyetin sarılması hoş görülemezdi. Nitekim Van'ın Çatak ilçesinden, birbirine sarıldığı iddiası ile biri kadın diğeri erken iki öğretmenin kurumları tarafından cezalandırıldığı haberi geldi.
Hüseyin Çelik, (döneminin) Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Ziya Selçuk’un yaptığı müfredatların meyvesini ne zaman vereceğini soran gazeteciyi bambu metaforuyla yanıtlamıştı. Bambu tohumu, türüne göre 6 ile 12 yıl köküne çalışır, kökünden aldığı güçle bir buçuk ayda 20-30 metre boy atardı! Gazeteci, eğitimdeki evrensel paradigma değişimine ayak uydurmaktan söz ediyordu. Oysa Çelik’in bambu metaforuyla kastettiği minare temeliydi. Çelik ve kahyasının ektiği bambu tohumları aradan 16 yıl geçmesine rağmen filizlenmedi ama minareler hızla yükseldi.
10.01.2020
10.01.2020
Doğayı, doğal kaynakları talan ederken ihtiyaç duyulan kitle desteği sağlama konusunda Müslüman ülke kapitalistlerinin Batılı kapitalistlerden daha şanslı olduğunu söyleyebiliriz. Kanal İstanbul tartışmasında buna bir kez daha tanık oluyoruz. Batılı politikacıların en vasat saydığı yurttaşlarına kurduramayacağı cümle, Türkiye politikacıları tarafından üniversite hocalarına rapor olarak yazdırılabiliyor.
Hadi simdin iflasını anladık, okulun simitle aynı nedenle iflas etmiş olmasını aklınız alıyor mu?
27.12.2019
20.12.2019
Küçük sınıfların başarılı olup olmadığı değil konu. Bize, kalabalık sınıfların başarıyı olumsuz yönde etkilediği öğretildi; sahiden öyle mi, bunu bilmek istiyoruz. Bilirsek, sınıf mevcudunu 12 ile sınırlayan özel okullara bir etek dolusu para ödediğimiz halde sınavlarda neden döküldüklerini de anlamış olacağız! Daha da önemlisi neden işbirliğine dayalı bir toplum olamadığımızı da…
PISA 2021'de Türkiye’yi daha kötü bir sonucun beklediğini görmek için müneccim olmaya gerek yok. 2021'de Bahçeli Matematiği’ni test edilmeyecek; Türkiye’nin matematik okuryazarlığını yani matematiksel akıl yürütmeyi, matematiğin yaşayan dünyanın soru ve sorunlarını çözmede kullanıp kullanmadığını ölçecek. Türkiye bu yoldan dönmezse, 2024 PISA daha da zor geçecek; çünkü 2024’ün konusu bilim olacak…
13.12.2019
06.12.2019
İstanbul Şehir Üniversitesi, kamu arazisi üzerine, kamu bankalarından alınan kredilerle, kamu adına yetki kullanan kişiler tarafından kuruldu. Kuruculardan biri Ahmet Davutoğlu; mütevelli heyeti başkanı AKP eğitim eski bakanı Ömer Dinçer. Kredi borcunu ödeyemediği için kreditör banka Halkbank, üniversitenin mallarına haciz işlemi başlatmış durumda.
Konya valisi, öğretmen olduğunu düşündüğü kişinin oturuş biçimini ahlaki açıdan mı uygun bulmadı? Emin değilim. Üslubundan, ahlaki değerlendirme yapmadığı, ahlaki sorgulama yapacak durumda olmadığı, karşısındaki kişinin otoritesini hafife alıyor olmasına tepki verdiği anlaşılıyor. “Sen öğretmen misin birader?” sorusu otoritesini tesis edeceği bir muhatap arayışında olduğunu gösteriyor.
29.11.2019
26.11.2019
İşini konuşarak yapan, gününü konuşarak geçirenlerin dünden bugüne yeni bir şey söyleyemeyeceğini bildiğim için “güçlü” gazetecilerin sunduğu programlarda yanıtlardan ziyade sorulara bakarım. Hele konuk leb demeden leblebi diyeceğini bildiğiniz biriyse, onu dinlemek aynı tele mesajı tekrar tekrar dinlemeniz gibi olur. Ziya Selçuk’un konuk olduğu Teke Tek programını (21 Kasım 2019) izlerken de konuktan ziyade programcı Fatih Altaylı’nın sorularına dikkat kesildim. Çünkü hayat, özellikle de eğitim yanıt verilmese de oldukça hızlı ve seri soru üretiyor.
YÖK'ün, doçentlik başvuru belgelerinin e-devlet üzerinden indirilmesi gibi yeniliklere imza attığını inkâr edemeyiz! Başkan, bu ve benzeri kolaylıkları döneminin yenilikleri olarak sunup kendini seleflerinden ayrı bir yere koyabilir. Buna da bir diyeceğimiz yok. Ama sanırız Yekta Saraç, başkanı olduğu kurumun adını isim hakkını alamamış otobüs firmaları gibi değiştiremez! YÖK, "Yeni Adana Seyahat" değil ki; Anayasa’ya uygun olarak kurulmuş, kendi kanunu olan bir kamu kurumu. Hakkı başkasına ait firma isimlerinin önüne "Yeni" ekleyen girişimciler bile Ticaret Sicil Gazetesinde tescil ederek işletmelerini kanunileştirmek zorundayken Saraç, firmasının adını kurum bülteniyle değiştiriyor!
24.11.2019
16.11.2019
Erdoğan konuşmasını yaparken Türkiye işsizliğin, yoksulluğun, adaletsizliğin gururunu kırdığı dört kardeşin intiharını konuşuyordu. Yetişkin kardeşleri (Cüneyt, Oya, Kamuran, Yaşar), iktidarını paylaştığı dini cemaatlerin, devletin tüm kurumlarını teslim ettiği dindar bürokratların ve partisinin yönetimi intihara sürükledi: Türkiye’yi yöneten “dindar nesil” paylaşmadı, adil olmadı, eşitliğe ve kardeşliğe inanmadı. İnsanları ve koca bir ülkeyi intihara sürükleyen İslamcıların “menfaat, makam, mevki” çılgınlığından başka bir şey değildi.
Soru: Dini bir kavram olduğu düşüncesiyle entelektüellerin kendi müfredatına ahlak eğitimini almamasından yakınıyorsunuz. Peki, laik ahlak eğitimi nasıl olacak?
08.11.2019
03.11.2019
Eğitim ticarileşip dinselleştikçe eğitimin açıklamaları da haliyle piyasa ve dinle ilgili oluyor. Eğitimin dilini bozan bir başka unsur da dijitalleşme. Dijital teknoloji fetişizmi sadece eğitimsel, bilimsel ve kültürel kavramların yerini almakla kalmıyor, kendine has yeni bir pedagojinin ortaya çıkmasına yol açıyor.
O-bu dediğimin biri de Türkiye; Türkiye 2018’de, Cerablus’ta Gaziantep Üniversitesine bağlı bir Meslek Yüksek Okulu açtı. Geçenlerde de (7 Ekim) Azez, El Bab ve Afrin’de yine Gaziantep Üniversitesine bağlı üç fakülte daha açma kararı aldı. Afrin’de açmayı düşündüğü eğitim fakültesinin bölümleri arasında sınıf öğretmenliği ve Türkçe öğretmenliği var. Gaziantep’in Araban ilçesine açar gibi Afrin’e fakülte açmak hangi aklın ürünü olabilir ki! Bu akıl, 2015’de de Halep, Lazkiye, Hama gibi muhalif güçlerin kontrolündeki okullara Türkiye’de hazırlanmış bir milyon ders kitabı dağıtmıştı. Suriye yönetiminin “terörist” saydığı Suriye Eğitim Derneği adındaki bir örgütle, Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığının işbirliği ile hazırlanan ve rejime ilişkin bilgilerin ayıklandığı ders kitapları “Yeni Suriye”yi anlatıyordu. (Türkiye’den Suriye’ye haddini aşan müdahale Ü.Ö.https://www.birgun.net/haber/turkiye-den-suriye-ye-haddini-asan-mudahale-89803 ). Sonra ne oldu; Suriye yönetimi 2017’de geldi, Ve...
25.10.2019
20.10.2019
Powerpoint sunusu, sunuma proje, sunucuya iddia sahibi proje adamı havası veriyor. Dinleyiciyi içerikle ilgilenmeyen izleyiciye dönüştürmesi ise sunumu yapana sağladığı ek avantajlarından biridir. Programın liberallikle ilgili bir başka özelliği ise özellikle yeni liberallerin hiç hoşlanmadığı düşünceye öldürücü darbe vurmasıdır.
Çocuklar, daha “iyi” bir gelecek peşinde değil, can derdinde; pek uzak olmayan bir gelecekte soluyacak hava, içecek su, beslenecek gıda bulamayacak olmanın kaygısını çekiyorlar. Çocuklar, sofrada ne varsa silip süpürmek için kusarak midesini boşaltan oburluğa anlam veremiyorlar.
04.10.2019
04.10.2019
Bugün başlayıp 27 Eylül’e kadar sürecek bir öğrenci eylemi olan Gelecek İçin Cumalar (Fridays for Future) ya da Küresel İklim Grevi’ne en yüksek katılımın New York’ta olacağı öngörülüyor. Bir milyon öğrencinin greve çıkacağı tahmin ediliyor.
Fransa, 2019-2020 eğitim öğretim yılına 2 Eylül’de başladı. Bu vesileyle düzenlenen törene Fransa başbakanı Edouard Philippe, Milli Eğitim Bakanı Jean-Michel Blanquer ile birlikte katıldı. Bakan, törende yaptığı konuşmada ”daha önce izlenen eğitim politikalarına devam edeceğiz ve laiklikten asla taviz vermeyeceğiz” dedi. Eleştirel Pedagoji dergisine Paris’ten yazan Prof. Ali Arayıcı’nın bildirdiğine göre Eğitim Bakanı Blanquer “Eğitim ve bilim emekçilerinin aylık ücretlerine yıllık 300 avro ekleneceğini, eğitim reformunun eksiksiz sürdürüleceğini” belirtti. Fransa’da hükümet Macron’un liberal sağ partisinden.
21.09.2019
15.09.2019
Okullar açılırken eğitimin diğer sorunlarına dikkat çeken hatta malumu ilan eden eğitim eleştirmenleri de çıkıyor ortaya. Kimileri, iktidar eleştirisi anlamına gelen sorunları dile getirmek için “otorite” bildikleri birinin ağzını kullansa da arada onlara da kulak vermek gerek. Doğru şeyleri kötü amaçlarına alet edenlere dikkat etmek kaydıyla. PISA direktörü de bunlardan biri...
ABD’de kurulan ve Londra’da şubesi bulunan TÜRKEN Vakfının vizyonu (ABD ve İngiltere’ye) “Yeni gelen öğrencileri batı kültürüne, yaşamına, şehirlerine ve kurumlarına uyarlamak.” Vakfın amacı anlamındaki vizyonunun “Öğrencileri Batı kültürüne uyarlamak” olduğunu TÜRKEN’in kurucu ortaklarından biri olan TÜRGEV’in söz konusu vakfa ayırdığı sayfadan öğreniyoruz.
06.09.2019
04.09.2019
Ahlaki yönü ağır basan kanuni yükümlülüklerini yerine getirmediğinde kimseyi yasalara uygun davranmamakla suçlamam, bu devlet de olsa ona kanun şöyle diyor demem. Kanun dediğin ne ki; baki olan insanlık. Yine de insan bazen ahlaki düşünüp davranamayan fakat kanunlara uyup uygulayacağına yemin etmiş olanları kanunlarla uyarmak zorunda kalıyor.
Eğitim Bakanlığı, Hasan Âli Yücel anısına sadece görevdeki öğretmenlerin katılabileceği “Anadolu” temalı kısa öykü yarışması düzenliyor. Öğretmen okurlarıma duyurmuş olayım, belki ilgilenen olur. Ama aklından geçirip de bu yazıyı okuduktan sonra vazgeçmenizin sorumlusu da olmak istemem.
04.09.2019
04.09.2019
Hepsi bu kadar değil, çocuklarımızın geleceğine dair kararlar ENSAR, ÖNDER gibi onlarca vakıf, dernek ve cemaat külliyelerinde alınıyor. Milli Eğitim Bakanlığı ise bu küçük çıkar zümrelerini temsil eden gayri resmi oluşumların icra organına dönüşmüş durumda. Eğitim bakanlığı, Talim Terbiye Kurulu ve Şurasını; TBMM ise Eğitim Komisyonunu kendi elleriyle işlevsiz hale getirdi. Sadece eğitim değil, dış politika, güvenlik, sağlık gibi devletin hem karar verici hem yürütücüsü olduğu konularda devletin hafızası dediğimiz karar organları yok artık. Eğitim kararları sokakta alınıyor.
Ücret karşılığı ders veren ilk kişi olan Antik Yunan filozofu Protagoras, bir öğrencisinden ücretini istemiş; Protagoras’la girdiği tartışmayı kaybeden öğrenci “Ama davayı (tartışmayı) kazanamadım” diyerek ödeme yapmak istememiş. Bunun üzerine sofist filozof “Ben kazandığım için parayı benim almam gerekir; sen kazansaydın gene benim almam gerekirdi” demiş. Protagoras, Antik liberal diyeceğimiz biri; ‘borcumuz ne hocam’ diyen öğrencilerine edindiğin bilgi ne kadar işine yaradıysa o kadar ödeme yap diyor. Gönlünden ne koparsa demiyor, bilgiden ne ölçüde yararlandıysan o kadar diyor.
04.09.2019
22.07.2019
Batı’nın; gelişmişliğin, modernitenin karşılığı olarak kullanılması, Batılı olanın iyiye, güzele tekabül ettiği genel yargısı, politikacıları meşruiyeti Batılı olanda aramaya sevk ediyor. Her yapısal değişiklik, özellikle eğitim söz konusu olduğunda referans mutlaka Batı’da aranıyor; nasıl oluyorsa yalan yanlış birkaç örnek de bulunuyor. Doğuya ve Müslümanlığa ait din dersleri savunulurken, İslami din okulları (İHO, İHL) açılırken de örnek Batı’da arandı. Akıllarının bir köşesinde tuttukları, sadece kadınların girebildiği “kadın üniversitesi” fikrine ekonomik ve siyasal yapı bakımından Batı sayılan Japonya’dan örnek bulmuş olmaları İslamcılar açısından büyük şans!
Okul tercihi telaşı aynı zamanda bir orta sınıf telaşıdır. İktisadi pozisyonunu korumu ve yükseltme şansını eğitimde gören, üst sınıfla ilişki kurmasını aldığı eğitime bağlayan orta sınıf, eğitimi, her şeyden önce varlığını korumanın, kendini yeniden üretmenin yolu olarak görür. “İyi” bir eğitimle zenginler sınıfına atlayamazsa bile onların arasında yer bulabileceğini düşleyen orta sınıf, piyasada karşılık bulmayan diplomanın kendisini işçi sınıfının arasına düşüreceği kaygısıyla eğitime yatırım yapar. Özel öğretim yatırımcısı da her yerde orta sınıfın bu arayışına yanıt vermeye çalışır.
22.07.2019
22.07.2019
2012’deki okula başlama yaşını 60 aya düşüren kanun teklifinin TBMM’ye sunulan Genel Gerekçe’si “Çağın ihtiyaçlarına uygun, eğitim ve öğretim etkinliklerinin kaliteli, verimli ve yüksek standartlarda sunulabilmesi …” idi. İlkokula kayıt yaşını 69 aya çıkaran ve dün TBMM’de görüşülmesi tamamlanan kanun teklifi de aynı gerekçeye dayanıyor.
İslamcıların yalana yeni bir boyut getirdiğini, artık toplumu klasik anlamda aldatma, yanıltma yoluna gitmeyip hile ile amaçlanan algıyı zorla benimsetmeye çalıştıklarını görüyoruz.
22.07.2019
22.07.2019
Çarşamba günü, öncelikli ilgi alanı eğitim olan politikacı, sendika yöneticisi, öğretmen, akademisyen ve gazeteci Ankara’da bir araya geldi. mektepligazete.com’un birinci kuruluş yılında, gazetenin kurucularından Ali Taştan’ın çabası ve Çankaya Belediyesi’nin katkısıyla gerçekleşen buluşmada, “Eğitimin Bir Yılı ve Yerel Yönetimlerde Eğitim” başlığı altında Türkiye’de eğitimin bulunduğu nokta değerlendirildi. Gamze Yücesan Özdemir’in yönettiği toplantıda yapılan konuşmaların özeti, aynı zamanda bugün sona eren 2018-2019 eğitim-öğretim yılının özetini de veriyordu. Gelenekselleşen öğretim yılı sonu değerlendirmemi, birer cümlesini aktaracağım konuşmacılara bırakıyorum:
İnsanlar, neden varlığını çoktan yitirmiş toplulukların, değiştirdiği düzenlerin icat ettiği günleri bayram olarak kutlamaya devam ediyor? Neden insanlar inanmadığı dinin ritüellerini, dahil olmadığı hatta karşı olduğu siyasal dönüşüm anlarını kutlamak zorunda kalıyor?
15.06.2019
11.06.2019
Ortaöğretimdeki düzenlemenin Bakalorya Diploma Programı’nın kopyası olduğunu, Selçuk’un sunumda kullandığı dilin de oradan alındığını yazarken elbette bir bildiğimiz vardı. Ortaöğretimdeki düzenleme, zorunlu eğitimin 4+4+4 olarak bölündüğü 2012’den beri mahrum kaldığı eğitim fonlarından yararlanma projesidir. Doktorun yazdığı reçete, kullansam mı ki diye eşe dosta sorulamayacağına göre üste para verilen bu hazır reçete de haliyle ev ahalisine sorulamazdı.
Diyelim ki Türkiye uluslararası anlaşmaları imzalamadı ve Anayasa bağlayıcı tek hukuki metindir. “Bugün ilkokula başlayan çocuklarımız 2040’ta iş hayatına atılacaklar. Çocuklarımızı o günün dünyasına hazırlamak için bunu yapmak zorundayız.” diyen Ziya Selçuk’un biyoloji, fizik, kimya gibi temel bilim derslerini kapsayan Fen ve Teknoloji dersini 18, din dersinin 8 saat olarak belirlemesinin akla uygun izahı var mıdır? Din dersi liselerde haftada bir saatti, geçen yıl 2 saate çıkarıldı. Madem “Zamanın ruhu” senden yeni bir düzenleme istiyor o halde o bir saati çocuklara iade etmek gerekmez miydi?
11.06.2019
11.06.2019
Aristotales’ten beri: 2500 yıl önce Aristotales’in eğitimin üç temel unsurundan biri saydığı “uygulama”nın bugünün eğitim dilindeki karşılığı “yaparak yaşayarak öğrenme”dir. Türkiye bu kavramı her duyduğunda “Eğitimde reform” veya “Eğitim sistemi değişiyor” algısına kapılıyor. Eğitim politikacıları da bu kavramın toplumdaki karşılığını bildiği için çok sık kullanıyor. Söylemek istediğim sistem falan değişmiyor. Düzenleme yapılıyor. Düzenleme sistem değişikliğine yol açmaz, aksine mevcut düzenin devamını sağlar. Şunu da unutmayalım ki düzen değişikliği değişecek düzenin unsurlarını değiştirmeyi gerektirir
TDK, tatili ‘çalışmaya ara verileceği belirtilen süre, dinlenme’ olarak tanımlıyor. Bu tanıma ve bizim de bildiğimize göre tatili, tatile çıkan planlar; o süreyi nasıl geçireceğine, ne yapar veya yapmazsa dinleneceğine tatilci karar verir.
11.06.2019
19.05.2019
Sahnede veya kürsüde, mikrofon kullanan ve kitleye hitap eden diğerleri gibi bu iki fenomen de anlamsızlığın anlam üzerinde baskı kurduğu yılların ürünü olarak ortaya çıktı. Devlet Bahçeli her ne kadar Ajdar’dan eski olsa da kendisini ve dilini anlamdan ayırması Ajdar’dan sonraya denk gelir. Bahçeligillerin hitap ettiği kitleyi Ajdarlar dönüştürdü. Bahçeli, temsil ettiği topluluğa sahip çıkma yerine, ister istemez kendini Ajdarlaştırmak zorunda kaldı.
Eğer dilin bir sorunu varsa çözüm sokakta aranmaz. Ne yazık ki sokak kültürünü düzene sokması gereken Milli Eğitim Bakanlığı kendi kültürünü sokakta arar hale geldi. Değer yaratması, ahlak inşa etmesi gereken bir kurum değerler eğitimini kalpazan vakıflardan alıyorsa, dili kurtarılması gereken ekrandan öğrenmesi normaldir.
11.05.2019
11.05.2019
Karşı karşıya olduğumuz durum bence akılla, aklı nereden aldığımız, hangi akla hizmet ettiğimizle ilgili. Tabi konuya bu kadar derinden bakınca zekâyı ihmal etmemek lazım. Zekâ, az çok her hayvanda vardır. Önemli olan zekânın akıl edinme kapasitesidir. Akıl bilgiden edinilir. Demek ki akıl geliştirilebilir bir şey. Düşünce aklın dışarıdan aldığı bilgileri sentezlemesi sonucu ortaya çıkan eylem planı ise aklın nereden edinildiği önemli oluyor.
Kasım 2002 genel seçiminde yüzde 34.42 oy alan AKP, 365 milletvekilliği elde ederek 550 sandalyeli meclis’te yüzde 66.36’lık güce sahip oldu. 19.42 oy oranı ile 177 sandalye elde eden CHP, Meclis’in yüzde 31.18’ini; Meclis’e giren 8 bağımsız milletvekili ise (seçilemeyen bağımsız adayların aldığı oy dahil) 0.96 oy oranı ile Meclis’in 1.45’ini oluşturdu. Yüzde 9.52 ile DYP, 8.35 ile MHP ve yüzde 5’in üzerinde oy alan Genç Parti, DYP ve ANAP meclis’e giremedi. Vatandaşın yüzde 45.2’sinin oyu, karşı oy kullandıkları AKP ve CHP’nin hanesine yazıldı. Baykal, ‘millet iradesine saygının gereği olarak’ iktidar partisi AKP’nin Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın suçunu affedip milletvekili olmasını sağladığında, milletin yarısının iradesi sandığın dışındaydı. Erdoğan’ın siyaset yasağını kaldıran Anayasa değişikliğini iradesini “millet”ten almayan milletvekilleri sağlamıştı. Ahlaki gerekçelerle savunulduğu için bu kararın meşruiyeti tartışma konusu yapılmadı.
11.05.2019
12.04.2019
İnsanlar, oyunu kullanırken alım gücünün düşmesine, işsiz kalmasına, enflasyona, kur artışına, kamu mülklerinin talan edilmesine bakmadı. Ekonominin 24 Haziran Genel Seçimine etkisi ne idiyse bunda da o kadar oldu. Ekonomi seçmenin eğilimini etkileseydi 2002 benzeri bir sonuç ortaya çıkması gerekir krizin sorumlusu AKP’nin oyu yüzde 15’in altına düşmüş, siyasi hayatında ekonomiyle uzaktan yakından ilgisi olmamış MHP kapısına kilit vurmuş olurdu.
Eğitim düzeyinin seçmen davranışına etkisini biliyoruz, fakat insanların seçim tercihlerini aldıkları/alamadıkları eğitime bakarak belirleyip belirlemediğini bilmiyoruz. Çünkü kamuoyu araştırmacıları insanlara patatese erişim olanaklarını soruyor, eğitimin beklentilerini karşılayıp karşılamadığını soran yok.
05.04.2019
29.03.2019
 1  ...