Kitaplar





(Ortak kitap)



Anasayfa

Hükümetin, daha doğrusu AKP’nin, adına “Çözüm Süreci” denen Kürt siyasetçilerle kurduğu ilişkiye son vermesi; görüşme trafiğinden çekilmekle kalmayıp eşi benzeri görülmedik şiddetle Kürt halkı üzerine yürümesi, Kürt siyasi hareketinin seküler çizgisini korumasıyla doğrudan ilgili. İŞİD, Rojova ve özellikle Kobane saldırısını, laik YPG’nin ortadan kaldırılmasına yönelik olduğunu açıklamıştı. Aralık 2013’teki ilk saldırı ardından Halep’te yayımlanan İŞİD bildirisinde, diğer Kürtleri kardeş olarak gördükleri belirtilerek ”silahlı Kürt gruplarının Suriye’nin kuzeyinde laik bir devlet kurmasına verilmiş bir cevaptır” denilmişti.
24.12.2015
Savaşın kendi pedagojisi vardır ve savaş pedagojisi, okul müfredatından farklı olarak çocuğu içinde bulunduğu toplumsal ilişkilerin bir parçası haline getirir. Açık anlatımla okul kültürünün kendi bağlamından koparmaya çalıştığı çocuk, okul kültürünün temsil ettiği ideoloji karşısında dahil olduğu toplumun değer yargılarıyla bağını güçlendirir. Çocuk deyip geçemezsin; savaşın mağduru olmuş, hele ki okul yaşındaki çocuk herhangi bir sorgulamaya tabi tutmadan tarafının ideolojileştirdiği din, mezhep ve etnik aidiyeti dayanışma kültürü olarak benimser. Savaş kültürü çocukların, diyelim ki Feyzullah’ın okulla hayat arasındaki bağını bir daha onarılmamak üzere koparır.
18.12.2015
657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu, memur statüsündeki kamu çalışanlarının hakkını kendilerine rağmen koruyan, iş güvencesini garantiye alan bir yasa. Şunu bilmekte yarar var; kanunun memur çalışanı güvenceye alan maddeleri, uğruna mücadeleler verilerek elde edilmiş kazanımlardan değil. Kanunun gerekçesinde de belirtildiği gibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti, planlı kalkınma dönemini başlattığı yıllarda, devlete hizmet edeceklerin motivasyonunu artırmak için kamu çalışanlarının hukuki pozisyonlarını düzenleme gereği duymuş ve bu kanunu çıkarmış.
13.12.2015
İslamcılar bir süredir milliyetçi şemiyenin altında dolaşıyorlar. İdeolojik angajmanlarına daha uygun olmasına rağmen din kardeşliğinden de pek söz etmiyorlar. Hoş, etseler de inandırıcı olma şansları kalmadı. Din, insanlar arası ilişkideki bağlayıcı rolünü çoktan yitirdi. Önce Arap Baharı ülkelerinde son olarak da Türkiye’de bir daha görüldü ki insanları ortak inanç etrafında toplama beyhude bir çaba.
13.12.2015
Mutsuz, ümitsiz, borçlu öğretmenin eğitimsel sorunlarla ilgilenmediğini, çöküş halindeki öğretmenin eğitim sistemini de çökerteceğini herkesin bilmesi gerek.
27.11.2015
Küresel medya, Paris katliamında ölenlerin anıldığı sırada uğultu çıkartılmasını “Yunanistan maçı öncesinde Türk taraftarlar Paris anısına yapılan saygı duruşunu yuhaladı” olarak verdi. En rahatlatıcı manşet “çoğunluk protestoya katılmadı” diyen Fransa gazetesi Le Figaro’dan geldi! Erdoğan, Fransa’dan gelen bu yorumdan iyimserlik çıkarmış olmalı ki “Orada tabi birkaç yüz olabilir herhalde kendini bilmez ıslıklamaya başlıyor. Bu olacak bir iş değil. Biz bir ülkenin İstiklal Marşına karşı saygı gösteremeyecek kadar tahammülsüz bir millet değiliz.” diyerek Yunanistan-Türkiye dostluk maçındaki tekbirli protestoyu Yunan milli marşına tepki olarak sundu.
20.11.2015
Bana göre Cemaat okulları, İslamcı bir toplum inşa etmenin ideolojik araçlarından biri değil, arkasında ABD ve vesayetindeki finans merkezlerinin bulunduğu neoliberal okulun model uygulamalarıdır. Bundan dolayı ABD’nin, yaygınlaşması için büyük çaba sarf ettiği proje okullarını markaja aldığı, inandırıcılığı olmayan salak bir iddia.
15.11.2015
1 Kasım seçimini AKP’nin din kurmayları gözüyle değerlendirdiğimizde, Türkiye nüfusunun yüzde 99’unun Müslüman olmadığı sonucu çıkıyor. Onlar sadece AKP’ye oy verenleri Müslüman saydığına göre Türkiye nüfusunun yüzde 49.5’i Müslüman. Tersinden bakıldığında doğal olarak nüfusumuzun yüzde 50.5’inin Müslüman olmadığını söylemiş oluyorsunuz (Saadet Partisini AKP’den sayarsak durum fifty fifty). Yüzde 50.5’in içinden biri çıkıp bana, haddini bil, Müslüman olmadığımı nasıl iddia edebilirsin diyebilir. Haksız da sayılmaz. Haklıdır ama onları Müslümandan saymayan ben değilim.
06.11.2015
Arapçanın yeni bir din dersi olarak algılanması, laiklerin önyargısından çıkmış değil, bizzat İslamcı hükümetin Arabi olan her pratiği dinsel amaca hizmet edecek şekilde tasarlama hastalığının bir sonucudur. Amaç ve yönteme baktığınızda hükümetin de Arapçayı dil dersi olarak görmediğini anlarsınız. Arapça; Fransızca, Almanca, İngilizce gibi bir dil dersi olarak düşünülmüş olsaydı Ahmet Hakan haklı olacaktı. Ne yazık öyle değil…
30.10.2015
Bir hafta kadar önce Etyen Mahçupyan’ın, başlığında Murat Belge adını kullandığı yazısı dikkatimi çekti. Kapasitelerini bilginin amaçları doğrultusunda kullanmıyor olsalar da bu ikiliden felsefi kavramların kullanıldığı bir polemik yazısı çıkar düşüncesiyle okumaya başladım. Fakat yazının ikinci paragrafında “Eğer İslamcıdan demokrat çıkmıyorsa, sosyalistten niye çıksın diye sorulabilir. Hatta eğer böyle bir genelleme doğru ise liberalden nasıl olup da demokrat çıkabildiği düşünülebiliyor diye de sorulabilir” gibi akıldışı bir cümleye rastlayınca, zaten kıt olan zamanımı daha verimli bir şekilde değerlendireyim diyerek başka bir yazıya geçtim. Sonra düşündüm ki böyle düşünen; yani İslamcılıkla demokrasiyi hala uzlaştırmaya çalışan epey bir insan var ve bu insanlar, bu yazarlara başvurdukları için öyle düşünüyorlar. Bu nedenle bilahare Murat Belge’yi okuduktan sonra Mahçupyan’ın yazısına geri döndüm.
24.10.2015
Yüz arkadaşımızı öldüren, yüzlercesini yaralayan katillerin cephesinden bakanlar, bizim ölülerimiz arkasından saygı duruşunda bulunmamızı, alkış tutmamızı, türkü söylememizi anlamaz değiller. Ama anlamazdan gelirler. Anlamazdan gelirler çünkü katil ve tarafı ile katledilenin aynı dilden ağıt yakmasını beklerler; beklerler ki “Allah belanızı versin” deyip geçelim, böylece öfkemizin yerini rızaya bırakalım. Konya stadyumundaki güruhun saygı duruşuna tepkisi de bundandır; Ankara katliamının unutulmayacak, er geç hesabı sorulacak suç listesine eklenmiş olması anlamı taşımasındandır.
16.10.2015
Davutoğlu, partisinin seçim beyannamesini açıklarken şöyle bir şey dedi: “Öğretmenlerimizle ilgili olarak Ulusal Öğretmen Strateji Belgesini hazırlayıp yürürlüğe koyacağız. Öğretmenlerimizin bilgi ve becerilerini güncellemelerini sağlayacak devrim mahiyetinde bir adım olarak Öğretmen Akademisini kuracağız inşallah!”
09.10.2015
Pazartesi öğrencilerin sırasına konan 250 milyon ders kitabının alımında kullanılan 422 milyon 966 bin 900 Tl.nin sadece 182 milyon 966 bin 900 Tl.si Eğitim Bakanlığı bütçesinden; kalan 240 milyon, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan tahsis edildi. Biliyorsunuz, özel okulların ders kitabını da devlet veriyor. Yani, öğrenci başına yıllık fiyatı 47 bin Tl. olan özel okula giden Burak, ders kitabını Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan alıyor! Burak’ın ders kitabını temin eden SYDTF’nin kanunla belirlenmiş amacı “Fakru zaruret içinde ve muhtaç durumda bulunan vatandaşlar ile her ne suretle olursa olsun Türkiye'ye kabul edilmiş veya gelmiş kişilere yardım etmek.” (Kanun no: 3294, Madde 1).
02.10.2015
Selahattin Demirtaş’ın, hiçbir koşul öne sürmeden Davutoğlu hükümetine bakan vermeyi kabul etmesi yanlıştı. Levent Tüzel’in, milletvekili olduğu partiyi savaş hükümetine bakan vermekle suçlayan bir açıklama ile parti kararına uyumaması da karşılıksız bırakılmayacak bir davranıştı. Üstelik Tüzel, milletvekili olduğu partinin verdiği görevi, eski genel başkanı olduğu partinin kararına istinaden reddetmişti. Bir milletvekilinin iki parti arasında sıkışıp kalması da hoş görülemez. Sonuçta olan oldu...
26.09.2015
Türkiye Halep, Lazkiye, Hama gibi muhalif güçlerin kontrolündeki şehirlereki okullarda kullanılmak üzere Suriye’ye bir milyon ders kitabı gönderdi. Kitaplar, Suriye Eğitim Derneği adındaki bir örgütle Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığının işbirliği ile hazırlandı. Sadece Yeni Şafak’ta çıkan habere göre Esad ve rejime ilişkin bilgilerin ayıklandığı ders kitaplarında “Yeni Suriye” anlatılıyor. Bunun ne anlama geldiğini tartışmadan önce Suriye’nin uluslararası hukuka göre hangi konumda olduğuna bir göz atalım.
18.09.2015
ERG raporu, velinin, devlet okullarında bulamadığı niteliği piyasada aradığını söylüyor. Buna devlet okullarındaki baskıcı ortamdan kaçışı da eklemeliyiz. Büyük bir çoğunlukla laik aileler, özel okulları özgür alanlar olarak görüyor. Eğitimin finansmanına bağlanan kamusal eğitim talebi de bundan dolayı hitap ettiği bu kesimde beklenen etkiyi yaratmıyor.
11.09.2015
Aslında bu başlık da o şahısa hizmet ediyor. Bu yönüyle yazının iddiasıyla çelişkili. Şiddeti, yolsuzluğu, hırsızlığı, savaşı, hukuksuzluğu velhasılı iktidarı Tayyip Erdoğan’la o kadar özdeşleştirdik ki; dikkat çekip okunsun diye hile yapmak zorunda kaldım. Fazla teorik bulup kaçmasın diye bazı okurları aldatma niyeti taşımasaydım, başlık şöyle olacaktı: Aslında hepimiz egemen ideolojiye hizmet ediyoruz.
11.09.2015
Tuğrul Türkeş transferi ise milliyetçilerin tepkisini çeken “açılım”lardan alınan yaranın tedavisinde kullanılacak: Kardeşi Ahmet Türkeş 2011 genel seçimlerinde AKP adayı olduğunda bir soru üzerine Ağabey Tuğrul “Tayyip Erdoğan’ın bir Türkeş’i partisinden aday göstermesi açılımın fiyasko olduğunu görmesi, kabul etmesi anlamına geliyor. Bir yıl önce açılım diye ortaya çıkıp Habur’da o kabul edilemez görüntülere neden olan Tayyip Erdoğan, bugün seçimde Alparslan Türkeş’in oğluna sarılıyor. Erdoğan’ın pozizyonu bu” demişti. Ahmet Türkeş “Seçim Beyannamesi’nde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Anayasası’ndan Türk adının çıkarılacağı, ‘Başkanlık Sistemi’ adı altında, 92 yıllık devletimizin bölünerek, federasyon ve özerk alanlara dönüştürüleceği tuzağını fark ettim.” gerekçesiyle AKP’den istifa etti. Bu ve benzeri mesajlar, Erdoğan’ın Müslüman milliyetçilere erişimini güçleştirdi ve bütün çabasına rağmen 7 Haziran seçiminde bu kesimi “Kürt Açılımı”nın sahte olduğuna bir türlü inandıramadı.
11.09.2015
Lübnan’daki 1 milyon 200 bin Suriyeli sığınmacının 400 bini çocuk: Bu çocukların 300 bini okula gidemiyor. Resmi makamların bildirdiğine göre Ürdün’de bir milyon 600 bin Suriyeli sığınmacı var: 500 bini çocuk ve okula gidemiyor. Türkiye’deki bir milyon 800 bin Suriyeli mültecinin 600 bini çocuk: Diyanet başta olmak üzere cihatçı örgütlerin elindeki derneklerin kurslarında Kuran ezberletilmesini eğitimden sayamayacağımıza göre Türkiye’dekiler de eğitimden yoksun.
27.08.2015
1. Cemaatin dershane sektöründeki ağırlığını kırmak için mi? 2. Bilgi düzeyini ölçen test yerine, öğrencinin beceri ve yeteneklerinin değerlendirmesinden yana olduğu için mi? 3. Devletin örgütlü eğitimi dershanelerden daha başarılı olduğu için mi? 4. Buna bağlı olarak aileyi lüzumsuz bir eğitim maliyetinden kurtarmak için mi? 5. Eğitimi özelleştirme politikasının bir sonucu olduğu için mi?
14.08.2015
Bir saygı sıfatı (önad) olan sayın, milletvekili seçildikten sonra TBMM tarafından kişiye verilen asıl ad oluveriyor. Hatta bir süre sonra milletvekili olan kişinin asıl adı kullanılmaz; o artık “sayın milletvekili”, “sayın bakan”, “sayın başbakan”, “sayın genel başkan”, “sayın başkan”dır. Sanırım milletvekilliğinin pahası sayınlığın satın alınan bir unvan olmasından kaynaklanıyor. Gerçi sayın biri olmak için yüklü bir maliyet ödedikten sonra “şerefsiz” denilmek de var ama olsun. Bedel fayda arasındaki ilişkiye bakışınız tolere edebiliyorsa sorun yok. Maddi getirisi tatmin ediciyse şerefsiz olabilirsiniz!
13.08.2015
AKP, vazgeçemeyeceği değeri olan bir parti değil; gücünü müttefiklerini kolayca harcamasından, kendine karşı savaş ilan etmiş gözükenlerin teslim olmasından alıyor. Mesela Numan Kurtulmuş’u partiye katarak, bu kişinin yolsuzluk karşıtlığı ile elde ettiği güvenilirliğini yolsuzluk algısını etkisizleştirmede kullandı. Numan Kurtulmuş’un, Harunların Karunlaştığını söyleyerek halka şikâyet ettiği partinin yöneticisi, sonra da bakanı olması AKP ile yolsuzluk arasında doğrusal ilişki kuran toplumsal algıyı kırmış, güç karşısında direnme olanakları sınırlı geniş bir kesimi “ikna” etmiştir.
13.08.2015
Her canlıya maliyetine karşılık faydası oranında değer biçildiği dönemi yaşıyoruz. Büyük çoğunluk insana, yaşadığı süre içinde ne kadar maddi değer üretmişse o kadar kıymet veriyor. Pihilip Roscoe, Türkçeye “Harcıyorum Öyleyse Varım” (Ayrıntı, Mayıs 2015) adıyla çevrilen çalışmasında, uzun uzun insan hayatının fiyatlandırılması üzerinde durur. Yazar, verdiği birçok örnekle neo-liberalizmin fiyatlandırma analizlerinde kullandığı yöntemlere yer verir. Ortaya çıkan rakam, yaşarken ürettiği maddi değer üzerinden hesaplanan hayatın sona erdiğinde varislerinin eline geçecek tazminatıdır. İnsanın/insanlığın metalaşması denen şey bu…
27.07.2015
Nükleer enerjinin risklerine ve maliyetine karşı önerimiz yenilenebilir enerji kaynaklarının tercih edilmesi yönünde oldu. Ekonomik olması ve asgari riski nedeniyle, alternatif elektrik enerji elde etmenin yolu olarak güneşi ve rüzgârı önerdik. Tarihin cilvesine bakın ki nükleer enerji yerine yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması konusunda fikri değişikliğe uğramamama rağmen kendimi Rüzgâr Enerji Santrallerine (RES) karşı bir eylem içinde buldum!
27.07.2015
AKP’nin dini söylem ve eylemlerine her gün biraz daha milliyetçilik katması, MHP’nin aynı oranda dine meyletmesi bu iki partiyi hızla birbirine yaklaştırıyor. Bahçeli’nin AKP’li koalisyona uzak duruyor gözükmesi, kırmızıçizgilerini ideolojik ilkeler yerine saraydan ayrılması, 17-25 Aralık dosyalarının açılması, yürütücüsü olduğu “Çözüm Süreci”nin durdurulması gibi Erdoğan’ı hedef alan kişisel hesaplaşma başlıklarından seçmesi aralarındaki gerilimin alan kavgası olduğunu gösterir. Türban düzenlemesi, eğitimin dinselleşmesi, alkol yasası gibi aynı dinsel ilkelerde ayrı düşmeyen, kritik konularda aynı ideolojinin farklı fraksiyonları gibi davranan bu iki partiden biri diğerini lüzumsuzlaştırıyor. Sanırım gereksiz olan MHP…
27.07.2015
Trafik, terör, iş, ticaret, çocuk, aile, kadastro gibi özel ihtisas mahkemeleri uzmanlık gerektiren ihtilaflı konuları karara bağlamak üzere bir ihtiyaçtan ortaya çıktığına göre, vukuatı trafikle yarışan eğitim alanıyla ilgili davalara bakacak eğitim mahkemeleri neden kurulmasın?
27.07.2015
Talim Terbiye, değişikliğe gideceği 20 dersin öğretim programlarını WEB sitesinde yayımladı. Yayımlanan, programların kabul edilmiş hali değil, taslağı. Anasayfasında kocaman puntolarla "Taslak Öğretim Programları Kamuoyunun Görüş ve Önerilerine Sunuldu" uyarısı var. Bu duyuruya rağmen herkes programları onaylanmış kabul ediyor. Neden? Okumayı bilmiyor, okuduğunu anlamıyor değil bu insanlar. Tabi ki anlıyorlar; fakat artık insanlar, AKP döneminde taslak diye vatandaşın görüşüne sunulan her şeyin AKP parti merkezinden gönderilen talimat olduğunu bildikleri için oradaki "taslak" sözcüğünü "yasallaşacak" olarak okuyorlar. Biliyorlar ki "duyuru", öneri ve görüşlerinize sunduk demek içindir.
27.07.2015
Son bir ayda gittiğim Sovyet sisteminden ayrılmış iki ülkenin önemli iki şehrinde sosyalizmin kalıntılarını aradım.
20.06.2015
Erdoğan, 7 Haziran seçiminde, önceki üç seçiminde kullandığı tableti atıp eline Kuran’ı alarak çıktı seçmen karşısına. Tabletle Kuran arasındaki fark, birinin dijital, öbürünün basılı kitap olması gibi biçimsel bir fark değil. Bu iki nesneye Erdoğan’ın yüklediği anlam, onun ve partisinin 13 yıl sonra geldiği nokta ile bundan sonraki yönelişini anlatıyor. Anımsarsınız; tablet, Almanya’daki Hans, Amerika’daki Maria ile bizim Mehmet’le Ayşe’yi aynı dünyanın insanları olarak küresel pazarda buluşturmanın yolu olarak sunulmuştu. 12 Haziran 2012 seçimlerinde “Fatma’nın, Maria’dan eksiği ne? Hazine bu hazine!” diyerek elinde salladığı tablet, Erdoğan için ekonomik hedefleri ile muassır medeniyetin sembolü idi. Ya Kuran?
12.06.2015
Başlık için kısalttığım sorunun aslı şu “Mademki egemen ideoloji alt ve orta sınıfların gelişimini engellemekte, onların alt konumda kalmalarını sağlamaktadır; öyleyse neden bu sınıflar egemen ideolojiye uygun davranmaktan vazgeçmemektedir?”
11.06.2015
İmam hatip okullarının açılması iki kanun maddesine dayanır; biri Tevhid-i Tedrisat Kanunu (4. Madde), diğeri 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu. İmam hatip okullarının adının geçtiği 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 32. Maddesi şöyle der: “İmam-Hatip Liseleri İmamlık, Hatiplik ve Kur’an Kursu öğreticiliği gibi dinî hizmetlerin yerine getirilmesi ile görevli elemanları yetiştirmek üzere Milli Eğitim Bakanlığı’nca açılan ortaöğretim sistemi içinde, hem mesleğe, hem yüksek öğrenime hazırlayıcı programlar uygulayan öğretim kurumlarıdır...” İmam hatip ortaokulları, İHL’lerin hazırlık okulu olduğu belirtilerek bu kanunun 25. maddesine 2012’de 4+4+4 yasasıyla eklendi. Bu demektir ki ister ortaokul ister lise olsun imam hatipler, dinî hizmetlerini yerine getirecek din adamı yetiştirmek üzere din eğitimi ve öğretimi yapılan okullardır.
08.05.2015
AKP’nin “ikna odalı” seçim reklamı filmi ile Bilal’in imam hatip müdürleriyle toplantı düzenlemesi tepki toplamaya yönelik kışkırtıcı bir girişim. Hiçbir sıfatı bulunmayan şahısın eğitim müdürlerini sekreter olarak kullanıp HAVZA* başkanı gibi davranmasına HDP ile CHP’den tepki bekleniyor. Toplantıların bu iki partinin kalesi olarak bilinen illerde (önce Diyarbakır ardından İzmir) gerçekleşmiş olması rastlantı değil. Belli ki Selahattin Demirtaş’la Kemal Kılıçdaroğlu’ndan gelecek karşı açıklamalara ihtiyaçları var. İhtiyacın nereden hasıl olduğu ise ortada; seçmenin, seçim beyannamelerine kulak kabarttığı rakiplerini AKP dilinde konuşmaya zorlamak. Bu bakımdan Bilal’in imam hatip müdürleri toplantısını AKP’nin imam hatipli reklam filminin devamı olarak görmek gerek.
01.05.2015
Bu yazıyı sonuna kadar okuma fırsatı bulamayacak olanlar için baştan belirteyim; zorunlu eğitim öğrencilerinin, öğretim yılı boyunca derslerinde hangi ders kitabını kullanacağı konusunda öğrencilerin, öğretmenlerin, öğrenci velilerinin, eğitim müfettişlerinin, il ilçe eğitim müdürlüklerinin ve de eğitim bakanlığının hiçbir rolü bulunmamaktadır. 19 milyon öğrencinin konularını hangi ders kitabından işleyeceğine özel yayınevleri karar verir. Eğitim Bakanlığının görevi, kitapların bedelini ödemekle sınırlıdır! Bu, on iki yıldır, yani AKP döneminden itibaren böyledir.
01.05.2015
Okuduğu ve öğrencilerine önerdiği kitap listesi, Halil Serkan Öz öğretmenin gerçeklikle yalanı ayırmasını sağlayacak bilince sahip olduğunu gösteriyor. Hiç kuşkusuz, öğrencileri bile her takım elbiseliyi adam bilirdik mealinde tepki verdiğine göre Serkan, sahip olduğu bu bilinç sayesinde valinin takim elbise içinde insanmış gibi görünmesine aldanmaz ve onun büyük bir yalandan ibaret olduğunu bilir. Bundan eminim ve Serkan öğretmenin kalbinin valinin hakaretine, azarlamasına, küçük düşürmesine kırılıp durduğuna inanmam. İnanmam çünkü, hiyerarşiden nefret eden Serkan için valinin insanlık hiyerarşişindeki yeri onu incitemeyecek denli uzak gerisinde, değersiz bir yerdedir. Bu bakımdan duygu yüklü yazılı ve sosyal medya mesajlarında dile getirilen “kalbini kırdı”, “azarladı”, “hakaret etti” gibi tepkiler valiye fazlasıyla önem atfetmek olur ki o bunu hak etmemiştir.
10.04.2015
Okullarda zorunlu ve seçmeli diye iki tür ders vardır. Zorunlusu, devlet tarafından belirlenmiş, öğrencinin tercih hakkının bulunmadığı matematik, Türkçe gibi derslerdir. Seçmelisi, tercihi doğrultusunda velisi ile birlikte öğrencinin seçim hakkının bulunduğu derslerdir. Bu derslerin hangileri olacağını da devlet belirler fakat öğrencinin çok sayıdaki ders arasından zorlamaya maruz kalmadan bir veya birkaçını seçme hakkı vardır. Devlet, yurttaşında aradığı bilgi, beceri ve yetenekleri kazandırmak için kendince uygun bulduğu dersleri zorunlu yapar. Seçmeli dersler ise ilgi alanları ve yetenekleri farklı öğrencilere tercihleri doğrultusunda kendilerini geliştirme olanağı sunmak için vardır. Seçmeli dersler, temel ders dediğimiz zorunlu derslerle ilişkilendirilmek zorundadır. Zorunlu ve seçmeli derslerin teorik mantığı budur.
03.04.2015
Eğitim durumu ne olursa olsun, insanlar çocuklarına kültür kitabı alırken bir bilene, genellikle de çocuğunun öğretmenine sorar. Kitap bir çocuğa hediye olarak alınacaksa ayrıca titizlenilir; çocuğun yanşa, devam ettiği sınıf düzeyine uygun mu diye. Aile, çocukları için kitap seçiminde kültürel ihtiyaçlarını ayrıca gözetir. Eğer öğretmen öğrencilerine bir kitap öneriyorsa, önerdiği kitabı önce kendisi okur ya da okuması gerekir. Öğretmen (tabii meslek bilgisi ve etiğine sahip olanı) dili, görsel tasarımı, resim yazı ilişkisi, yazı karakteri ve puntosu gibi ayrıntılara da bakar.
27.03.2015
Mizah ihtiyacımı, seçtiğim birkaç yandaş gazete yazarı ve televizyon yorumcusuyla gideriyorum. Tercihim de yazdığını düşünerek üretilmiş fikir sanıp sonra o şeye başkalarını da inandırmaya çalışanlar oluyor. Bunları oldukça eğlenceli buluyor ve takip etmeye çalışıyorum. Sanatta gerçekçilik akımının yeni temsilcileri gibiler. Fakat bazılarından bir süre sonra sıkılıyorum. Aynı teraneleri benzer tarzda tekrar edenleri aptallar arasına alıyorum. Sanırım bu mizah unsurlarından yararlanan sadece ben değilim; çok kişi benimle aynı yolu izliyor olmalı ki mizah dergileri traj kaybetti.
22.03.2015
Amerikan Öğretmenler Federasyonu (AFT), AKP hükümetlerinin laik eğitimden uzaklaşmasını eleştiren ve buna karşın mücadelede eden Eğitim Sen’e desteğini bildiren bir mesaj yayımladı. AFT başkanı Randi Weingatten imzalı ve Eğitim Sen Genel Başkanı Kamuran Karaca’ya hitaben yazılan destek mesajı, 6 Mart günü Eğitim Enternasyonali Genel Sekreteri Fred Van Leeuwen, ABD Türkiye Büyükelçisi John Bass, Türkiye ABD Büyükelçisi Serdar Kılıç, Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC) Avrupa Kordinatörü Martin Romer, ABD Devlet Bakanlığı Uluslararası Emek Departmanı Özel Temsilcisi Sarah Fox ve ABD Emek Departmanı Uluslararası Emek Bürosu Asya-Avrupa- MENA (Ortadoğu ve Kuzey Afrika Ülkeleri)- Bölüm Başkanına da gönderilmiş. Mesaj şöyle:
13.03.2015
Bir kişiyi insanlığın vicdanı yapan nedir? Dimdik, adam gibi yaşamak nasıl bir şeydir? Kime, niçin filozof denir? Bunlar hakkında birazcık olsun fikriniz varsa vicdansızlık yapmazsınız. Kamu gücünü birilerine ayrıcalık sağlamak, ötekine baskı için kullanamazsınız. Eğer elinize geçirdiğiniz kamusal gücü çevrenizi ihya etmek için kullanıyor, toplumu biz ve diğerleri diye ikiye ayırıp ona göre davranıyorsanız böyle büyük lafları etmeyeceksiniz.
06.03.2015
İçinde TÜRGEV geçen yazılarıma açılan üç davadan birinin gerekçesi “gündemde olmadığı halde gündeme getirerek hakaret etmek”. Hukuk literatüründe böyle bir suç yok! Ama davacı Bilal Erdoğan olunca oluyor. Gündeme getirilmesinin hakaret suçu sayıldığı konu, Suudi Kralı’nın Bilal Erdoğan’a 99 milyon 990 dolar parayı niçin verdiğini sormuş olmamız. Kusura bakmayın, doğru düzgün yanıtlamadan bu sorunun peşini bırakmayız. Yine soruyorum; ey Bilal Erdoğan, Suudi Kralı 100 milyon dolardan on dolar eksik bu parayı sana niçin verdi. Söyle, bu para neyin nesi?
27.02.2015
TDK sözlüğünde boykot “bir işi, bir davranışı yapmama kararı alma veya bir kimse, bir topluluk veya bir ülkeyle amaca ulaşmak için her türlü ilişkiyi kesme” olarak tanımlanıyor. Tanım sorunlu değil ama eksik. Kavramın kökenine ilişkin Wikipedia’nın verdiği bilgiden, “boykot”un ayrıca daha önce muhatap olunan durumu “yok sayma” anlamına geldiğini öğreniyoruz.
20.02.2015
Zorunlu din dersi, Anayasa hükmü haline getirildiği 1982’den beri siyasi tercihler arasına girdi ve eğitimsel zeminde ele alınma hakkını yitirdi. Öyleyse zorunlu din dersine karşı itirazın siyasi zeminden iletilmesi en doğru yol. Doğru yol bu çünkü eylem, hukuktan anlamayana hukuku anlatmanın en etkili hukuki yollarından biridir.
20.02.2015
Naciye Tan, Özgecan’ın katillerinden Suphi Altındöken’in annesi, Necmettin Altındöken’in eski karısı. Naciye Tan, oğlu ile eski kocasına yönelik toplumsal tepkiye “Hiçbir çocuk ne katil, ne hırsız, ne terörist doğar” diyerek katıldı. Bu, katilin arkasındaki azmettiricileri işaret eden son derece pedagojik bir açıklama. Nitekim Naciye Hanım, önce oğlunun birini öldürebileceğine inanmamış. Babanın, yani eski kocasının olayın içinde olduğunu öğrenince emin olmuş. Anne, hastalık olarak gördüğü oğlundaki şiddet eğiliminin öğrenilmiş bir davranış olduğunu söylemek istiyor. Eski kocasıyla yaşadığı şiddet dolu yılların öfkesiyle asıl katilin (azmettiricinin) baba olduğunu söylemiş olabilir desek de deliller anneyi doğruluyor. Peki, bir zamanlar baba da bir çocuk olduğuna ve katil olarak doğmadığına göre onu “insanlık dışı” dediğimiz davranışlara yönlendiren azmettirici kimdi veya neydi?
20.02.2015
Erdoğan’ın, talip olduğu okullarda uygulayacağı eğitim, modern okul kavramından uzak. O, dini dersleri miğfer, fen bilimlerini seçmeli yapmaya çalışan; elinden gelse 87 yıldır kullanılan Latin alfabesini Arap alfabesi ile değiştirmeyi deneyecek, felsefe ile sorunlu geleneksel (feodal) Suudi eğitimin son temsilcisi.
10.02.2015
Günümüzün egemen eğitim anlayışı bireyi sosyal bir varlık olarak görmüyor. Ne yazık ki veliler de devletle birlikte çocuğunu “sermaye” olarak görme eğiliminde. Bugün okul kapısının önünde çocuğunun karnesini bekleyen aile, ifade etmese de karnedeki rakamların toplamına sermaye olarak bakacak. Ne yazık ki öyle… İlk karnemi elli yıl önce bugünlerde aldım. Verilen eğitim beni devlete yurttaş olarak hazırlıyor olsa da sosyal bir değerim vardı. Ne sermaye ne işgücü ne de tüketici olarak görülen bir nesne değildim. İsterseniz size editörlüğünü Ayhan Ural’ın yaptığı Yetişkinliğin Arka Bahçesinden Çocukluklar kitabına yazdığım o döneme ait anılarımdan bir bölüm aktarayım. Hem günümüzle karşılaştırma yapar hem anılarınızı tazelemiş olursunuz.
24.01.2015
Her inanç her din inananına aittir. Kişi dinini siyasette mi, ekonomide mi, günlük hayatını düzenleme de mi, ailesiyle ilişkilerinde mi yoksa bunların hepsinde mi kullanır onun bileceği iştir. Fakat bu kişi veya kişiler, dinine sağlanan pozitif ayrıcalıkları kullanarak “kamusal alan”ı ele geçirmeye çalıştığında ona, işte bu olmaz demek gerekir. Kamusal alan, her görüşün kendini ifade edebildiği modern toplumun kurduğu ortak alanı ifade eder. İnançlar, bu alana girmek istiyorsa demokratik kurallara uymak zorundadır. Oraya diğer bileşenleri terbiye etmek için değil ikna etmek için gelinir. Müzakere masasına elinde palayla oturmak olmaz.
19.01.2015
Eleştirel düşünme kavramının zıt anlamlısı “inanma”dır. Öyleyse bilim dersleri dururken mutlak inanma anlamına gelen dinle, dini eğitimin verildiği dersin “Allah İnancı”, “inanç”, “Kur-an ve Yorumu” ünitelerinde eleştirel düşünme becerisi kazandıracağım demek de ne oluyor? Bence Eğitim Bakanlığı inanç ve ibadet eğitimi yapılan din dersinde İslam inancına nifak sokuyor. Ortada Müslümanların itiraz etmesi gereken bir durum var. Benim derdim ise genel yayın yönetmeni olduğum derginin (Eleştirel Pedagoji) adının uygun olmayan yerlerde kullanılıyor olması.
08.01.2015
Birleşik Haziran Hareketi, 28 Aralık’ta gerçekleştirdiği ilk Türkiye Meclisi Toplantısının Sonuç Bildirgesinde öncelikli sorun alanı olarak eğitimin altını kalın bir şekilde çizdi. Hatta “Dindar ve kindar bir nesil yaratmak için dayatılan eğitimde gericiliğe izin vermeyeceğiz! Gericiliğe karşı laiklik için ayaktayız! Sokaksa sokak, boykotsa boykot!” diyerek ilk mücadele hattının burada kurulacağını duyurdu. Bildirgenin, üç mücadele alanından (okullar, işyerleri, sokaklar) birincisi olarak okulların belirlenmesi ayrıca anlamlı: Anlamlı çünkü kamusal alan okul, ilk kez siyasi bir metinde demokratikleşmenin merkezlerinden biri olarak işaret ediliyor.
03.01.2015
2000’li yıllarda İngiltere, Almanya, Fransa ve diğer Avrupa ülkelerinde olmak üzere çok sayıda İslam karşıtı örgütlenme ortaya çıkar. Stop Eurabia da bunlardan biri; Avrupa’nın İslamlaşmasına tepki olarak ortaya çıkmış bir internet örgütlenmesi. Bu ismi yazıp taradığınızda karşınıza çıkan videoda AB marşı eşliğinde AB bayrağındaki 12 yıldız tek tek yerini alır. Sonra kurşun sesine ilahi eşlik eder ve yıldızlar genellikle İslam ülke bayraklarının sembolü olan ay-yıldıza dönüşür. 12. kurşunla birlikte AB bayrağı sönümlenir, yani Batı çöker.
26.12.2014
Örgütün adındaki Boko, İngilizcede kitap anlamına gelen “book”un ülkedeki Müslümanların kullandığı Hausacanın Latin harfleriyle yazılmış biçimi. “Haram”ı biliyorsunuz. İngilizceniz benimki gibiyse “Boko Haram”ı “kitap haram” olarak çevirebilirsiniz! Bu yanlış değil fakat örgüt, Latin harfleriyle yazarak kitap sözcüğünü kavramsallaştırıyor. Wikipedia bunu şöyle açıklıyor: “Boko ya da Buku kelimesi İngilizce book kelimesinden türetilmiş. Esasen Arap alfabesiyle yazılan ve afro azyatik dil grubuna ait olan Hausa dilinin Latin alfabesi ile olan versiyonunu ifade için kullanılıyor. Türkçe gibi, eskiden Arap alfabesi ile yazılırken başlangıçta İngilizler sonradan da Fransızlar tarafından tespit ve telkin edilen latin alfabesi giderek batılı eğitim sistemini ifade eden bir simgeye dönüştü. Boko ya da Buku Haram’ın lafzi karşılığı ‘latin alfabesi haram’ , ‘batılı eğitim haram’ demek olur.” Osmanlıca adı altında Latin alfabesini tartışmaya açanlar da aynı şeyi söylüyor.
19.12.2014
 3